Ulukaya: Annem Louise’i görseydi herhalde ağlardı

Ulukaya: Annem Louise’i görseydi herhalde ağlardı

Sıfırdan yarattığı Chobani markasını, ABD’de son 10 yılın en hızlı büyüyen ve en yenilikçi şirketlerinden biri haline getiren, ABD’deki bir numaralı Türk girişimci Hamdi Ulukaya evleniyor. Gelin, Fransız asıllı ABD’li restoran işletmecisi Louise Ulukaya (Vongerichten). Üç yıldır birlikte olan çiftin nikâhı aslında ocak ayında, New York’ta kıyıldı. Ancak İstanbul’da, yakın arkadaşlarının ve akrabalarının katılacağı geleneksel bir düğünle evliliklerini kutlamak istediler.

27 Ağustos 2018 - 07:28

Sıfırdan yarattığı Chobani markasını, ABD’de son 10 yılın en hızlı büyüyen ve en yenilikçi şirketlerinden biri haline getiren, ABD’deki bir numaralı Türk girişimci Hamdi Ulukaya evleniyor. Gelin, Fransız asıllı ABD’li restoran işletmecisi Louise Ulukaya (Vongerichten). Üç yıldır birlikte olan çiftin nikâhı aslında ocak ayında, New York’ta kıyıldı. Ancak İstanbul’da, yakın arkadaşlarının ve akrabalarının katılacağı geleneksel bir düğünle evliliklerini kutlamak istediler. Nikâh şahitleri ve yakın arkadaşları Selçuk Şirin, düğün öncesi onlarla bir araya geldi. Tanışmalarının hikâyesini, düğünün detaylarını sordu. Vongerichten, “Hamdi’nin doğduğu topraklarda evliliğimizi kutlamak, ailemin bu kültürü görmesini, öğrenmesini istedim. Türk değilim ama şimdi öyle hissediyorum” diyor. Hamdi Ulukaya ise kaybettiği annesinin, gelinini görse mutluluktan ağlayacağını söylüyor.

* Hamdi, Erzincan’da ilkokulu bitirdin, öğretmen okuluna gittin. Sonra Mülkiye’ye dereceyle girdin... Hiç aklından geçti mi, bir gün Fransız bir balerinle evleneceğin?

- En küçüklüğüme gittiğim zaman aklıma gelen bir resim var. O resme devamlı gidiyorum; “Acaba şu uzaklarda ne var?” Zannedersem uzaklara gitmeye 10 yaşında başladım.

*  Yani hep o dağın ardını merak ediyordun...

- Dünyam güzel, her şey hoş ama her zaman dağın arkasını merak ediyordum.

*  Burada bir sıkıntı olduğu için değil, acaba orada ne var diye...

- Evet. Dağın öbür tarafına gidenler olmuştu, hikâyeler anlatmışlardı. Sivas’a git, Erzincan’a git... Oradan İstanbul’a, Ankara’ya, Amerika’ya git… Giderken birçok şey yaşıyorsun, görüyorsun. Hisler açıldığı için sadece gitmiyoruz, aynı zamanda görüyoruz da. Hissediyoruz. Ben o seslerin içinde, kargaşanın içinde, yoğunlukların içinde her zaman farklı olanı, başka olanı görmüşümdür. Doğada olan bir şey ya da insana ait bir şey. Mesela Louise’i ilk gördüğüm zaman, benim aklıma Fransız, Amerikalı, Türk, Kürt gelmedi. Ben orada kendime çok yakın hissettiğim güzel bir insan gördüm. Gerisi boş. Benim ilk aklıma gelen “Acaba nereli” değil; “Acaba neleri seviyordur, acaba hikâyesi nedir, acaba neler görmüştür, benim gördüklerimi görse ne der” oldu. 


Düğünde oturma planını çekiliş yaparak belirleyeceğiz

*  En son iki yıl önce seninle bir söyleşi yapmıştık Hürriyet’te. Orada anneni anlatmıştın. “Bütün başarımı aslında ona borçluyum” demiştin. Annen, Allah rahmet eylesin, düğününde yok. Olsaydı ne derdi sence ?

- Annem Louise’i görseydi, herhalde ağlardı. Benim için sevindiği için ağlardı. Bizim memlekette tüm annelerin dört gözü açık, oğullarına nereden kız bulacağım diye. Rahmetli hastanedeyken, orada bir doktor hanım vardı. Ben arada dışarı çıkıyordum sigara içmeye. İçeri gelince, “Oğlum gelinimi buldum. Doktor, Kuran okumasını biliyor, hanım kız” dedi. İçinde kalan uktelerden bir tanesi benim evlenmem, aile kurmamdı.

*  Louise’in ailesininki de başlı başına bir başarı hikâyesi. Onu babasından dolayı tanıyan çok; dünyadaki en önemli restarantörlerden bir tanesi. Zor olmuyor mu ünlü bir şefin kızıyla evli olmak?

- Louise’in babasıyla üç yıl kadar önce tanıştım. CIA (Culinary Institute of America), dünyanın en prestijli şef okulu. Onların mezuniyet gecesinde konuşmuştum. Bir sene sonra aradılar, “Dünyada sağlıklı gıda trendini yaratanlara ödül veriyoruz” dediler. Benimle birlikte üç kişi ödüle layık bulundu. Bir diğeri de Jean-Georges’du. Ben o güne kadar ismini duymamıştım. Louise’le beraber olduktan 2-3 ay sonra anladım ki, babası Jean-Georges. “Babanı tanıyorum” deyince, “Babam da seni çok iyi tanıyor” dedi. Meğer babası benden çok iyi bahsetmiş. Meşhur bir şefin kızıyla çıkmanın ilk başlarda rahatsız eden tarafı şu oldu: Louise, New York’taki restoranların hepsini benden daha iyi biliyor, bir yere gideceğimiz zaman rezervasyon yapıyordu. Gidince mutfak resmen masaya geliyordu. Tüm şefler... Hesap da almıyorlar. Meğer New York’ta restoranlarda böyle bir gelenek varmış. Her gece her restoran bir ya da iki masayı başka şefler için ayırırlarmış. Babasına saygılarından dolayı kızından hesap almazlardı. Ben de rahatsız oluyordum.

*  Hesap ödeyememek de bir dert tabii...

- Daha sonra Louise’e, “Bundan sonra senin adına rezervasyon yapmayalım, çünkü yemek yerken mutfağın masamın başına toplanmasından hoşlanmıyorum” dedim. Çok şaşırdı. “Şeflerin yanına gelmesini istemeyen ilk kişi sensin” dedi. Ondan sonra bir daha onun adına rezervasyon yapmadık.

*  İstanbul’daki restoranlara gittiniz mi Jean-Georges’la?

- Gittik, dün Galata’da Duble Meze’ye gittik. Eren Çapa’ya bravo. Herkesin ağzı açık kaldı. Tam bir ziyafet yaşadık. Midyeci Ahmet’e gittik. Taksim’de Zübeyir Ocakbaşı’na gittiler. Jean-Georges habire Instagram’a koyuyor. İstanbul’a daha önce gelmiş, bir restoran açmış 10 sene önce. “En sevdiğim yemek mantı” dedi. Kahvaltıya bayılıyor. Buranın tatlarına hasta. “Niye Türk konseptli bir yer açmadın” dedim. Belki olabilir.

*  Seni biraz önce gençlerle gördüm. Senin için nasıl Türkiye? Burada artık daha fazla tanınıyorsun...

- Gençlerin gözlerindeki gülümseme çok hoşuma gidiyor. Gelip merhaba diyenlerin hepsi azimli. Gözlerinde bir ışıltı var ve bir yere gelecekler. Kapalıçarşı’daydık, bir arkadaş geldi, Malatyalı’ydı... Dükkânından Louise’e bir hatıra verdi. “Ağabey idolümsün, her şeyini takip ediyorum” dedi. Sadece Chobani şapkası istedi. Böyle oluyor; karşılaşıyoruz, fotoğraf çektiriyoruz, sohbet ediyoruz. Çoğunun Hamdi Ulukaya Girişimi’nden (HUG) haberi var. HUG’la ilgili acayip güzel şeyler söylüyorlar.

*  Kimler gelecek düğüne?


- Sadece aile, arkadaşlar, çalışma arkadaşlarım... Dünyanın hemen her bölgesinden insanlar bir haftadır İstanbul’u keşfediyor. Düğün kadar mutlu ediyor bu beni.

*  Türkiye’de düğünlerde çok tartışma çıkar. Oturma sorunu falan... Siz bu oturma sorununa çok yaratıcı bir çözüm getirmişsiniz. Nedir o ?

- Louise buldu. Herkes benim için çok değerli; çok sevdiğimiz, saydığımız arkadaşlar. Uzak masada oturanlar daha mı az önemli? Bir yandan davet ediyorsun, bir yandan da “O kadar önemli değilsin” diyorsun. Louise “Aileleri yakında tutalım, diğerlerini piyango ile yerleştirelim” dedi. Ben ilk defa duydum, böyle bir şey var mı bilmiyorum. Bence büyük yenilik.

* Burada ilişkilerdeki lezzeti özlüyorum� Sizi Türkiye’de daha mı çok göreceğiz bundan sonra?

- Louise hasta oldu Türkiye’ye. Ben çalıştığım için çok sık gelemiyorum. Ona tattırmaya çalışırken, ben de aklıma gelmeyen şeyler yapıyorum. Kapalıçarşı mesela... Acayip hoşuma gitti. Bir esnaf bizi dükkânına aldı; Ahmet Ağabey, sohbet ettik. “Nerede yiyelim” dedim. “İyi lokantalar var ama ben şuradaki dürümcüden alıyorum” dedi. Yemekten sonra kahvemizi içtik dükkânda, sohbet ettik. Bunları özlüyorum tabii. Mısır Çarşı’sına gittik, Galata Köprüsü’nde yürüdük. Karaköy’de eskiden çok gittiğim bir baklavacı var; oraya gittik. Louise olmasaydı yapmazdım bunları. Buraya geldiğim zaman, New York’ta ne olmadığını, orada neleri kaçırdığımı görüyorum. 


* En çok neyi özlüyorsun, kaçırıyorsun oradayken?

- Derinlik var burada. İlişkiler farklı, el sıkmalar farklı, sohbetler farklı. Daha samimi. İnsaniyet var. Duygulu bir insanlık var. O çok güzel bir lezzet. Geldikçe “Keşke böyle bir ortamda büyüse çocuklarım” diyorum.

* Çocuklarına Ahmet Ümit masalları okuyup, Barış Manço şarkıları dinlettiğini biliyorum...

- Evet. Ara Dinkyan, Aynur ve tabii ki İncesaz da dinliyoruz çocuklarla. İlk oğluma ayrıca bir de hikâye yazdım. Her gün banyosundan sonra sütünü verip hikâyesini okuyup yatırırdım. Sonra kitaplar okurdum. Ahmet Ümit’in kitapları, Binbir Gece Masalları...

Derinlik var burada. İlişkiler farklı, el sıkmalar farklı, sohbetler farklı. Daha samimi. Duygulu bir insanlık var... Keşke çocuklarım böyle bir ortamda büyüse...

Louise Ulukaya: İstanbul sokaklarında hayat var!

* Louise hem  Hamdi hem ben, yıllardır sana burayı anlatıyoruz. Nasıl buldun memleketimizi?

- Hamdi’den ve sizlerden duyduğum şeylerden, izlediğim belgesellerden tanıyordum Türkiye’yi. Ama gelip içinde yaşamak apayrı bir şey. Sokaklarda yürümek, şehrin farklı mahallelerinde dolaşmak, tarihini keşfetmek için çok heyecanlıydım. Hamdi ile keşfetmek de çok güzel. Şehrin küçük, bilinmeyen taraflarını öğrenme fırsatım oldu. Tabii bir de yemekler... İstanbul’da sokaklarda yürümenin ayrı bir enerjisi var. İnsanlar hayat dolu, cıvıl cıvıl. Sadece sokakta insanları izlemek bile harika. Kapalıçarşı’ya gittik mesela, insanlar o enerjide müchevher, kürk, halı satıyor. Beş nesildir var olan bir dükkâna gittik. Her şeyin çok da değişmediğini görmek çok güzel bir duygu. Tabii ülkede büyük değişimler oldu ama insan hâlâ Türkiye’nin köklerini sokakta gezerken ruhunda hissedebiliyor. İnsanların yüzünde derin ve zengin bir kültürün izleri var.

* Sen gerçek manada bir dünya vatandaşısın. Uzak Asya’da, Ortadoğu’da, Avrupa’da ve en son Amerka’da yaşadın, okudun. O yerlerden sonra İstanbul’da sokaklarda yürümenin nesi farklı?

- İstanbul’un sokaklarında hayat var. Nerede yürüsem hep müzik var. Boğazdan geçen gemiler... Çocuk sesleri... Bütün bu sesleri çok seviyorum. Dükkânların içinden çok dışarısında daha fazlası var. Bütün bu atmosfer bana çocukluğum memleketi Güney Fransa’yı hatırlatıyor. Nereye gitsem bir ortak toplumsal dokunun varlığını hissediyorum. 

* Profesyonel bir restorantör olarak, Türkiye’de gittiğin restoranları nasıl buldun?

- Kebapçı Adana İl Sınırı’nı çok beğendim. Bir de Kapalıçarşı’da gittiğimiz esnaf lokantasını çok sevdim. Bulgur pilavı, kebap ve salata yedik. O kadar lezzetliydi ki, bir tane daha istedik. Kapalıçarşı’nın enerjisinde, çalışanlarla yemek de ayrıca güzeldi. Tabii balık ve mezeler... Tüm bu restoranlar içinde benim en favori mekânım tabii ki Çiya. Şef Musa Dağdeviren dünya çapında bir marka. İnanılmaz bir mutfak kültürü sevdalısı... Keşke bütün dünya Türk mutfağının bu otantik halini tatsa.

Onunla tamamen kendimim

* Nasıl tanıştınız?

Louise Ulukaya: Aspen’deki Yemek ve Şarap Festivali’nde. Ondan aylar sonra da tesadüfen tekrar benim New York’taki restoranımda kaşılaştık. Hamdi o mekânın benim olduğunu bilmeden gelmişti.

*  Restoranın senin olduğunu fark edince, daha sık gelmeye başladı mı?

LU: Evet! Hatta seninle çok geldi o dönem.

Hamdi Ulukaya: Neredeyse iki günde bir.Garsonlar neden geldiğimi anlamışlardı sanki (gülüşmeler...).

* Aranızdaki bağ neydi? Ne zaman Hamdi’nin hayatını birleştireceğin o adam olduğunu anladın?

LU: Onu ilk tanışmamızdan aylar sonra bir daha gördüğümde, “Bu adamla ilgili çok güçlü bir şey var” dedim kendi kendime. Gözleri... Bakışları... İlk tanıştığımız anda bir şekilde onunla ömrümün kalanını birlikte geçireceğimi biliyordum. Çay içmek için ilk oturduğumuzda ona âşık oldum. Farklı yerlerden geliyoruz ama hikâyelerimiz ortak. İkimiz de doğallığı her şeyin üstünde tutuyoruz. Sükunet, sokaklarda saatlerce gezmek, dağlarda ateş yakmak, yıldızların altında uzanmak... Mesela bizi gece klüplerinde, kokteyllerde ya da şöhretlerin takıldığı mekânlarda göremezsiniz. İkimiz de şaşaadan hoşlanmıyoruz. Sadelik en büyük lüksümüz. Hamdi’nin çok güzel bir ruhu var. Ben bu doğallığa âşık oldum.

HU: Louise’in restoranı bizim merkez ofise çok uzak değil. Chobani Avustralya takımımız New York’taydı. Asistanım Chef’s Club’da rezervasyon yaptırmış. Sohbetin ortasında birden karşıdan hiç beklemediğim anda Louise göründü. Onu görünce misafirleri tamamen unutmuştum.


Dersim türküleri Neruda şiirleri...

LU: O günden sonra çok güzel şiir ve türküler gelmeye başladı telefonuma. Rumi’den çok güzel satırlar, Neruda’dan şiirler... Bir de bir aşk hikâyesi hakkında şarkı vardı.

* Hamdi, Louis’i Dersim türküleri ve şiirlerle ayarttın diyebilir miyiz (gülüşmeler)?

HU: Diyebiliriz (gülüşmeler).

* Hamdi peki sen ne zaman Louis’in evleneceğin kadın olduğunu anladın?

HU: O zamanlar Vietnam mutfağı yapan bir restorandan bahsetmişti. Bir gün o restorana gittim ve karşı masada Louise oturuyordu. Yanımdaki arkadaşıma “Ben şu karşıdaki kızla evleneceğim” dedim. Niye dedim ben de o an bilmiyordum.

* Aslında senin yaşadığını araştırmalar da destekliyor. İnsanlar karşısındakine dair temel yargılarını tanıştıkları anda veriyor. İlk görüşte âşık olmakta böyle bilimsel bir temel de var.

HU: Louise bana çok tanıdık geldi. Daha önce gördüğüm biri gibi değil ama...  Kalbime tanıdık geldi. Tanıdık ruh. Tanıdık dost. Anında hissettim. Onunla birlikte olduğumda tamamen kendimim, o da tamamen kendisi.


Bizim hikâyemiz dağla denizin kavuşmasına benziyor

* Hamdi sen Munzur’un dağlarından, Louise sen de Güney Fransa’nın kıyılarından geliyorsun. Farklı kültürler, farklı coğrafyalar, farklı dinler... Bu farklılıklar aranızda sorunlara yol açtı mı?


LU: Çatıştıklarını düşünmüyorum. Ama çok farklılık olduğu doğru.

HU: Tabii kültürel farklılıklar var. Mesela sen ve eşin Lauren ile yıllardır arkadaşız. Sizin aranızdaki o samimiyet, doğallık çok özel. Her ne kadar sen Kars’tan, Lauren Philadelphia’dan gelse de birbirinizin kültürüyle harmanlanmanız, bunun çocuklarınıza pozitif etkisi ve onlardaki o zenginlik beni hep etkilemiştir. Biz de aynı süreci yaşıyoruz. Louise dağları benimle birlikte sevmeye başladı, ben de Akdeniz’i onunla birlikte keşfediyorum. Yani dağla denizi buluşturduk. Hayat bence farklılıkları bir araya getirince daha güzel.

*  Resmi nikâhınız çok önceden New York’ta, bizim konsoloslukta kıyıldı. Ben de şahitlerden biriydim. Türkiye’de yaptığınız bu düğün, aslında geleneksel bir kutlama, aileler için yapılan bir tören. Neden burada? Fransa ya da New York’ta da yapabilirdiniz.

* LU: Ben istedim çünkü Hamdi benim kültürümü daha çok görüyor gibi hissettim. Kardeşleri, akrabalarının çoğu Türkiye’de. Doğduğu topraklarda evliliğimizi kutlamak istedim. Bir de ailemin bu kültürü görmesini, öğrenmesini... Türk değilim ama öyle hissediyorum.


* Nikâh yüzüğü çok güzel. Kim tasarladı?

LU: Yüzükleri ve takıları Gilan ile Sevan Bıçakçı tasarladı. Düğünün tüm tasarımlarının Türkiye’den olmasına çok özen gösterdik.

*  Kına Gecesi de yaptınız...

LU: Evet çok güzel bir gece oldu. Hamdi’nin ailesi ve benim Singapur, Madagaskar, İtalya, Fransa, Meksika’dan gelen arkadaşlarım... Hamdi’nin yeğeni Dilek organize etti. Müzik, renkler, mum ve kırmızı şal destansı bir görüntü oluşturdu. Herkes halay çekti. Bir tek ağlamayı unuttum. Ağlamam gerekiyormuş kına yakılırken.


Türk öğrencilere burs vereceğiz

Bir süredir Türkiye’ye gelen turistlerin çok az para harcamalarına kafayı taktım. 

New York’a gelen turist sayısı İstanbul’a gelene yakın ama bize gelenler çok az para harcıyor. Bunun nedenlerinden biri, bizde markalı mekân sayısının sınırlı olması. Bu anlamda senin restoran işine kattığın yeniliklerin hayranıyım. Kurduğun Chef’s Club’a da birkaç kez geldim. Bir de Aspen’de kurduğun başka bir restoran var galiba, değil mi?

- Aslında ben finans okudum. Ama restoran işine çok erken başladım çünkü yemeği çok seviyorum. İlk restoranımı Aspen’de beş sene önce açtım, adı Chef’s Club. Şu an New York ve Aspen’deki Chef’s Club’ları devrettim. Yeni bir konsept üzerinde çalışıyorum.

 Şefler her ay restorana geliyor ve kendi yemeklerini pişiriyorlar...

- Aynen. Bir Broadway müzikali sahnesi gibi olmak istedik. Genç ve tecrübeli şefler için belirli zamanlarla yemek yapacakları bir platform olmaya çalışıyoruz. Bir gece, bir hafta, bir ya da iki ay süreyle restoran onların oluyor. 

Ayrıca, şefler dekoru da kendi restoranlarındaymış gibi değiştirebiliyorlar.

Türkiye’den bir şefi ağırladınız mı?

- Evet, Mehmet Gürs bir haftalığına Chef’s Club’daydı. Çok çok iyiydi, çok enteresandı.

 Aynı zamanda bir vakıf yönetiyorsun, değil mi?

- Evet, erkek kardeşim, ben ve babam

 Vakfın adı ne? Düğün hediyesi yerine, vakfa bağış kabul ediyorsunuz.

- Food Dream Foundation. Evet, bize düğün hediyesi vermek isteyenlerin bağışlarını kabul ediyoruz. Genç Türklere aşçılık okullarında burs vererek, onları profesyonel aşçılığa hazırlayan bir vakıf. Amerika’da da ülkenin farklı yerlerinden gelen gençlerin aşçılık okul eğitimlerini karşılıyoruz. Sonrasında da Jean-Georges grubuna dahil restoranlarda hedeflerine göre işlerde çalışmaya başlıyorlar. Program aslında Hamdi Ulukaya Girişimi’ne bu yönüyle benziyor. Birçok mülteciyi de destekledik UNICEF sayesinde.

Hamdi Ulukaya Kimdir?

Erzincan’ın İliç ilçesinde, süt ürünleri üreten bir ailede dünyaya geldi. Bugün ABD’de son 10 yılın en hızlı büyüyen ve ‘En Yenilikçi 10 Şirket’ arasında yer alan Chobani’nin kurucusu ve CEO’su. Beş yıldan kısa sürede yıllık satışlarını sıfırdan 1 milyar doların üzerine çıkan Chobani’yi ABD’nin en hızlı büyüyen markası yaptı. 2015’te ‘The Giving Pledge’i (Bağış Taahhütü) imzalayarak servetinin büyük bir kısmını küresel mülteci krizine çözüm bulunmasına ayırdı ve dünyanın dört bir yanında yurdundan edilmiş insanlara daha iyi çözümler sunmak amacıyla Tent Foundation’ı (Çadır Vakfı) kurdu. 2017’de, Hamdi Ulukaya Girişimi’ni kurarak yüze yakın genç girişimciye Amerika’nın kapılarını açtı.

LouIse (VongerIchten) Ulukaya Kimdir?

 Fransız bir ailenin kızı olarak New York’ta dünyaya gelen ve üniversite eğitimine dek profesyonel olarak bale yapan, Lincoln Center’de sahneye çıkan Louise Ulukaya, Washington D.C. Amerikan Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ardından Paris’teki ESSEC - International Business School’da işletme yüksek lisansını tamamladı. Kariyerine Dubai ve Hong Kong’da uluslararası restoran işletmecisi olarak başladı. ABD’de oldukça beğeni toplayan pek çok marka restoran açtıktan sonra 2016’da mutfak sanatları alanında hayallerini gerçekleştirmek isteyen ihtiyaç sahibi gençlere eğitim ve iş imkânı sunan Food Dreams Vakfı’nı kurdu. 

Selçuk Şirin Hürriyet Pazar

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
iPhone XS'in en çok konuşulan özelliği
iPhone XS'in en çok konuşulan özelliği
Uğur Mumcu'dan Sarı Öküz Hikayesi
Uğur Mumcu'dan Sarı Öküz Hikayesi