Her canlı birbirine ince bir iple bağlı

Her canlı birbirine ince bir iple bağlı

Obsesiflik derecesinde astronomiye düşkün bir çocuktu o. 15 yaşında astronomi dersleri vermeye başladı. Harvard, Columbia ve Texas Üniversitelerinde okudu. Akademik kariyeri boyunca bilimi insanlara daha anlaşılır ve eğlenceli şekilde açıklamayı kendine misyon edindi. Kitapları milyonlar sattı. Sekiz üniversiteden onursal doktora aldı. Time dergisi tarafından ‘Dünyayı Etkileyen 100 Kişi’den biri seçildi. Adı, bir asteroide verildi (13123 Tyson).

26 Ağustos 2018 - 07:32

Obsesiflik derecesinde astronomiye düşkün bir çocuktu o. 15 yaşında astronomi dersleri vermeye başladı. Harvard, Columbia ve Texas Üniversitelerinde okudu. Akademik kariyeri boyunca bilimi insanlara daha anlaşılır ve eğlenceli şekilde açıklamayı kendine misyon edindi. Kitapları milyonlar sattı. Sekiz üniversiteden onursal doktora aldı. Time dergisi tarafından ‘Dünyayı Etkileyen 100 Kişi’den biri seçildi. Adı, bir asteroide verildi (13123 Tyson). Ekimde 60’ına basacak olan Neil de Grasse Tyson renkli kişiliğiyle milyonların sevgilisi... Girdiği ortamda çığlıklarla karşılanan bir süperstar. Her hayranıyla özel olarak ilgilenmeye çalışan, kısa bir sohbeti bile kahkahalarla süsleyecek kadar komik ve sıcakkanlı bir popüler kültür ikonu. Hocası Carl Sagan’ın 80’lerde sunuculuğunu yaptığı ‘Cosmos’un bayrağını devraldı, 2014’teki ilk sezon 120 milyon kişi tarafından izlendi. Şimdi, NatGeo TV’de yayımlanan bu belgeselin yeni sezonunun tanıtım turunda. Kaliforniya’da bir araya geldik, insanlığın geleceğini, evrenin ilmini ve aşkın bilimini konuştuk.

Her güne, yeni bir teknolojik devrimin ışığında, geleceğe dair pek fütüristik kehanetlerle uyanıyoruz. Aralarından sizi en çok heyecanlandıran hangisi? 

- Açık ara yapay zekâ diyebilirim. Çalışmalarda bugün gelinen noktaya bakıp da gelecek konusunda heyecanlanmamak elde değil. 

İnsanlığın soyunu kurutacaklarını, dünyayı ele geçireceklerini düşünenlerden değilsiniz yani? 

- Bence gayet arkadaş canlısı olacaklar. Bizi evcil hayvanlarına dönüştürme gibi bir fikirleri olduğunu zannetmiyorum. Çıkıp da dünyayı ele geçirmeyecekler. Bu, benim kişisel fikrim tabii. Bu konuyla ilgili yaptığım araştırmalar bana şunu söylüyor: Yapay zekâ, sadece belli başlı bazı görevleri yerine getirmek için sahneye çıkacak. 

Ne gibi görevler?

- Bugün makinelere devrettiğimiz görevler... İnsanlığın gelişmesi için teknolojiden daha iyi faydalanmak adına makinelerin yerini yapay zekâ alacak. Üretim hızlanacak, işler kolaylaşacak, zamandan ve kaynaktan tasarruf sağlanacak. Biz değil, makineler düşünsün.

 Diyelim bazı işkollarında yapay zekâyla insan arasında kıyaslama yapıldı ve o işin yapay zekâ tarafından gerçekleştiğinde üretimin hızlandığı, zamandan ve kaynaktan tasarruf edildiği saptandı. O zaman ne olacak? 

- Bu o kadar da mümkün değil. Yapay zekâya dair aklımızda şöyle bir kare var: Sabah kalkayım, evimdeki robot bana dünyanın en kusursuz kahvesini hazırlasın. Sonra beni arabasıyla işe götürsün. İşte benim adıma en doğru kararları versin... Evet, teknoloji belki böyle bir hayat sağlayacak fakat bunların gerçekten de yaşanması için ekonomik talep şart. Bu talebin ortaya çıkması şu an teknik olarak mümkün değil. Ekonomi, bu yöne doğru işlemiyor. Tamam, çok tatlı bir fantezi. Fakat insanlığın buna ihtiyacı olacak mı? Sanmıyorum. Oldu da şımarıklığından ihtiyaç duydu diyelim, peki bunu karşılayacak ekonomik kaynağı sağlayabilir mi? Hiç sanmıyorum. 

Bu evrendeki her canlı birbirine ince bir iple bağlı

Son birkaç sene içinde ‘duygusal zekâ’ya sahip; düşünen, üzülen, sevinen robotlara dair, devrim niteliğinde çipler geliştirildi... 

- İnsan anatomisi, bu kadar hafife alınmamalı. Vücutlarımız, bizim sandığımızdan daha kompleks, katmanlı ve derinlikli. Genetik kod diye bir şey var, insan kökeninin yüzyıllar ötesine dayalı olmasını sağlıyor. Genetik kodların ‘yapay’ karşılığını icat etmek teknolojiyle mümkün değil. Bunun için, yapay zekânın en az insanlık kadar eskimiş olması lazım. 

Sen hiç gözlerinle sevişmedin mi?

 İnsanlık kadar eski bir soru: Bu gezegende yalnız mıyız? 

- Ne tuhaf değil mi hâlâ gizemini koruyabilmesi... 

 Sizce? 

- Hep söylerim: Bizim, şu ana kadar yapabildiğimiz, okyanustan bir bardak kadar su alıp suda yaşayan tüm canlı organizmalar hakkında ahkâm kesmeye çalışmak gibi. 

NASA, epey hareketli bir dönemden geçiyor. Koloniler halinde Dünya’dan uzakta bir yaşam, sizce sandığımızdan daha mı yakın?

- NASA, önce biraz insan olsun! 

 O ne demek?

- Astronotlarla kurduğu ilişkiden bahsediyorum. Biraz rahat bırakmalılar çocukları. NASA, sürekli kulağının dibinde. Yalnız kalma, kendini yalnız hissetme şansın yok. Sosyal, sohbet ve arkadaş canlısı biri değilsen bittin! Diyorum ama dinletemiyorum. Düşünsene: Uzayda aylar, yıllar boyunca, tek bir insan bile görmeden yaşamayı göze almışsın. Bu senin yalnızlığıyla barışık ve içedönük bir karakter olduğunu gösterir. Tam, ‘İnsan sesinden uzaklaştım, biraz kafa dinleyeyim’ diyorsun, hop, NASA başlıyor: Günaydın, uyanma zamanı! Nasıl uyudun? Rüyanda ne gördün? Bu sabah işedin mi? Ne kadar işedin?

E, NASA da ilerleyebilmek adına sürekli yeni veri peşinde, ne yapsın?

- Azıcık rahat bıraksın! Netflix şifresini paylaşsın mesela. Uzaya karşı iki dizi izlesin, bir kitap okusun insan. Dünya dışında yaşamak ne demek, onu deneyimlesin. Sistem artık birden çok astronot yollamaya izin veriyor. Bir noktadan sonra aşkından ölene, sevgilisi yollansın. Çiftler birlikte yaşamayı deneyimlesin. Sabah satranç oynasınlar, akşam da sevişsinler! 

O nasıl olacak? 

- Bakışarak! Sen hiç gözlerinle sevişmedin mi yoksa?

Gündelik hayatta kendinize sık sık 

‘O da insan, ben de insanım’ cümlesini hatırlatın

Biraz ‘Cosmos: Bir Uzay Serüveni’ni konuşalım. 80’lerde, ABD’li gökbilimci Carl Sagan’ın sunuculuğunda, televizyonda çığır açmıştı. Şimdi, sizin anlatımınızla bambaşka bir anlam ve kitle kazandı...

- Uluslara, demografilere bakmadan ısrarla ve düzenli bir şekilde aynı mesajı vermeye çalışıyorum: Evet, insan, anatomisi itibariyle yeryüzündeki en kompleks ve anlaşılmaz yapılardan biri. Varoluşumuz itibariyle çözülmesi zor yaratıklarız. Halihazırda kompleks olana son derece basit sorularla yaklaşmak lazım. Kendi kendinize sorduğunuz sorularınızı basitleştirin. Hayatınızı basitleştirin. Hepimiz insanız. Hamurumuz aynı; et ve kemik. 

Evrenin sırrı, hayatının anlamı... Bunlar aslında basit şeyler ama hayatını karmaşıklaştıran insanın kendisi mi yani? 

- Bence, kendimize biraz fazla yükleniyoruz. İnsan, özünde insan olduğunu hatırlatmalı kendine her seferinde. Gündelik hayatta kendinize sık sık ‘O da insan, ben de insanım’ cümlesini hatırlatmanız, daha ‘bütün’ hissetmenizi sağlar.

Bir de inanıp inanmamak meselesi var. Bilimsel verilere bakıp, “Ben buna inanmıyorum” diye itiraz eden liderler, düşünürler çok.

- Bugün iki kere ikinin dört ettiğini dünya üzerindeki hiçbir matematikçi tartışmıyor. Bilim üzerinden güç, para ve politika dönmemeli. Söz konusu bilim olduğunda hepimiz aynı gemideyiz. Birinin başarısı; dine, ırka, dile bakmadan tüm insanlığın başarısı sayılmalı. Herkesi her konuda ikna edecek enerjim yok. Fakat ellerindeki bir bilgiyi nasıl okumaları gerektiği konusunda insanları eğitmek için sonsuz bir enerjim var. Tamam, ‘big data’ (‘büyük veri’) çağındayız. İnternet sayesinde sonsuz bir bilgi ağına erişme şansımız var. Kuşkusuz, insanlığın gelişmesine dair son derece önemli bir adım bu. Şunu asla unutmamalıyız: Bilgi, ancak nasıl okunması gerektiği bilindiğinde ve nihayetinde doğru okunduğunda kıymetlidir. Aksi durumda, tehlike bile arz edebilir. 

Kanada’daki Montreal Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, dünya genelinde son 50 yılda toplu zekâ seviyesinin 1 IQ puanı düştüğü belirlendi. Norveç’ten çıkan benzer bir sonuç da 1975 yılı ve öncesinde doğan bir önceki nesle göre 7 puan gerilediğini gösteriyor. Ne demek bu?

- İnsan aklı hâlâ aynı, bildiğimiz fonda. Önemli olan bunu nasıl eğittiğimiz. İnsanoğlu artık dünyaya gelirken bundan 60-70 yıl önceki dünyadan, çok daha farklı bir düzenin içine düşüyor. Eleştirel düşünme, veri okuma, bir bilgi hakkında analitik konuşma gibi konular ilkokul çağından itibaren zorunlu olarak dünya üzerindeki tüm okullarda okutulmalı. Yeni matematik ya da genel hayat bilgisi dersleri gibi düşünebilirsin bunları. Eğitime, çekirdekten başlamalı. Ali Tufan Koç Hürriyet 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Were forecasters wrong or did state fail us? You be the judge with this forecast timeline
Were forecasters wrong or did state fail us? You be the judge with...
Gelin adayı Hanife'nin yeni mesleği şaşırttı
Gelin adayı Hanife'nin yeni mesleği şaşırttı