• Reklam
Dr. Naz Varlı

Dr. Naz Varlı


Kısa Kısa - 8

11 Mart 2021 - 16:04 - Güncelleme: 19 Mart 2021 - 10:41
Reklam

10077.

bazen çok şeysin
bazen de bir hiç


10078.

Son dönemin en iyilerinden sayabileceğim Amerikalı epik fantastik yazar Patrick Rothfuss, en çok “The Kingkiller Chronicle,” yani Kral Katili serisi ile tanınır. Üç kitaptan oluşan bu serinin ilk iki kitabını okumuş olanlar, son kitabın 2020’de yayımlanacağını bildiğinden sabırsızlıkla sormaktadır: “2020 bitti! Daha ne kadar beklememiz gerekiyor?” Çünkü okumanın keyfini çıkarabileceğiniz nadide eserlerden onlar. Aslında bu seri, her yerde karşılaştığımız bir konuya sahip. Bir intikamın peşinde sessizce koşan kızıl saçlı ve müziğe yeteneği olan genç bir adamın hikâyesi o. Ama okurken yaşadığınız dünyadan sizi koparabilecek kadar güçlü bir anlatımı var. Sanırım benim dikkatimi çeken asıl özellik, Rothfuss’ın çoğunlukla fanteziye eşlik eden Ortaçağ jargonundan uzak, daha modern, konuşma tarzı akıcı bir dil kullanması. İşte serinin ilk kitabı Rüzgârın Adı’ndan bir alıntı: “Yaşadıklarımız abartıya kaçmadan da yeteri kadar ilginç.” (s.614)

10079.

Latife Tekin, 1983 yılında ilk kitabı Sevgili Arsız Ölüm’ü okuyucuyla buluşturduğunda dünya şimdikinden çok farklıydı. Bana göre 80’li yıllar, bir devrin kapanışının son perdesidir. Sevgili Arsız Ölüm’de bunu görmek mümkün. Yazarın kendi yaşamından izler taşıyan bu eser, klasik roman anlayışından farklı bir tarzda karşımıza çıkıyor. Çünkü Tekin, klasik romancılığın, içinde bulunduğu toplumu oluşturan bireylerin kendisine bakışına ve dünyayı algılayışına denk düşmediğini söylüyor. O yüzden işte, romandaki gerçekçiliğin dışına çıkarak romanı Halk Edebiyatı ürünleriyle birleştirmiş. Okurken akıp gidiyorsunuz. “Berci Kristin Çöp Masalları” kitabında da aynı tempoyu yakalamak mümkün. Ama olaylar arasında tamamen bir nedensellik bağı aramayın, çünkü yok. Küçük ve parça parça olaylar birbiri ardına duraksız devam ediyor. En güzeli de belki, toplumsal mesajların ve karakterlerin psikolojik durumlarının, bu parça parça olaylar dizisi sırasında okura gösterilirken hiçbirisinin ayrıntısına yer verilmemesi. Bu işi yapmak okura bırakılmış. Şu cümlede olduğu gibi: “Belinden aşağı uzanan bilek kalınlığındaki iki belik saçının kafasına ağır geldiğine, bu yüzden aklını bir türlü toparlayamadığına karar verdi.” (s.89-90)

10080.

II. Dünya Savaşı’nda Alman hava kuvvetleri İngiltere’yi sürekli bombalıyordu. Londra kulelerindeki gözcüler, yaklaşan uçakların üzerindeki sembollere bakarak gelenin dost mu, düşman mı olduğunu belirliyor ve ona göre alarm düğmesine basarak şehir halkına zamanında saklanabilmeleri için haber veriyordu. Ama bazen bu sembollerin tespitinde gecikme olabiliyordu. Halk da bundan zarar görüyordu. Bu duruma çözüm bulabilmek için Dr. Renshaw,“takistoskop” aletini geliştirdi. Bu alet, gözün görme hızını arttırmaya yarıyordu. Merceği, saniyenin %25, 50 ve 100’ü hızla açılıp kapanarak değişik şekilleri gösteriyordu. Başlangıçta hiçbir şey algılayamayan subaylar, zamanla şekilleri çok net bir şekilde görmeye başladılar. Savaştan sonra bu teknik, ABD’de okumaya uyarlandı. Şekillerin yerine kelimelerin yerleştirildiği takistoskop çalışmalarıyla beynin kelimeleri hızlı bir şekilde algılaması ve bunun sonucunda da bireyin hızlı okuması sağlandı. Daha fazlasını öğrenmek için, Amerikalı yazar Tony Buzan’nın, “Hızlı Okuma” kitabında, okumaya hız katmanın tekniklerini bulmak mümkün. Okuyacak bu kadar çok kitap varken zaman nasıl kıymetli olmaz! 

10081.

Âşık Veysel, saz çaldığı ortamda herkesin sessizce dinlemesini isterdi. Ama dinlemeyi bilmek herkesin harcı değil. Bir gün Ankara’da, kalabalık bir seyirci kitlesinin karşısındayken, bir yerlerden sesler gelmeye başlar. Âşık Veysel, önce duymazdan gelip devam eder sanatını icra etmeye. Bu arada sesler, durmak yerine yükseldikçe yükselir. Saz ustası işte o an, aniden yarıda bırakır türküsünü ve sazını kulağına yaklaştırır. Sonra da diğer kulağına yaklaştırır. Öylece bekler bir süre. Herkes şaşırır tabii. “Ne oldu? Saza bir şey mi oldu?” diye sorar bir dinleyici. Âşık Veysel sazını dinlemeye bir süre daha devam eder. Artık salona derin bir sessizlik hâkimdir. İşte o zaman konuşmaya başlar Âşık Veysel. “Sormayın” der. “Benim sazın bazen edepsizliği tutar, içinden garip sesler gelir. Az önce de bir gürültü oldu. Sazın içinden geliyor sandım. Onu kontrol ettim!” Hem ağlatan, hem güldüren, hem öğreten, hem de düşündüren bir ozandır o. 1894’te başlayıp 1973 yılında son bulan hayatını nasıl dolu dolu ve anlamlı geçirdiğini anlatan sayısız eserden biri Adnan Binyazar’a ait. “Uzun İnce Yolda Âşık Veysel”

10082.

“Sofi’nin Dünyası” Jostein Gaarder’ın felsefe tarihi üzerine yazdığı bir roman. “Bir çocuğun felsefeyi sevmesi mümkün değil” demeden önce bu kitap okunmalı bence. Felsefe Tarihi, bir kere okumakla öğrenilemeyeceğine göre, bu romanı kaç kere okursanız okuyun hep yeni bir şey bulacaksınız gözden kaçırdığınız. Sofi’nin Dünyası, okuru, on dört yaşındaki kahramanı aracılığıyla zihnin varoşlarında gezdirirken ebedi ve evrensel gerçeklerin peşine düşürüyor. Bu şekilde felsefenin hakikat arayışının bir dedektif hikâyesine ne çok benzediğini gösteriyor. “Kimsin?” ve “Dünya nereden geliyor?” sorularıyla başlar roman. Ne kadar büyük iki soru aslında. Hem insanın susmasına, hem de kelime dünyasında kaybolmasına sebep olabilecek güçteler. Norveçli yazar Gaarder, “hâlâ buradayken dünya hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorum” diyor.  Bu yüzden etkilendiği yazarlar arasında Knut Hamsun’ın olması hiç şaşırtıcı değil. İşte kitaptan bir alıntı: “En akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir.” (s.68)

10083.

Türk Dil Kurumu tarafından dilimize eklenen bazı yeni kelimeler:

  • gurme – tatbilir
  • prematüre – günsüz
  • çip – yonga
 
10084.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesindeki Düşünen Adam heykelini bilmeyen pek yoktur belki de. Ama orijinali, usta Rodin’e ait olan bu heykelin bir benzerinin hastane bahçesine yerleştirilmesinin öyküsü pek bilinmez. 1953 yılında, hastane başhekimi bir dergide bu heykelin fotoğrafını görünce, “Aynısını başhekimlik binasının karşısına yaptıralım,” der ve hastanede tedavi gören heykeltıraş Kemal Künmat bu işle görevlendirilir. Tam heykel tamamlanmak üzereyken, Künmat, “Para vermezseniz işi bitirmem,” der ve Düşünen Adam’ın elini çenesinin altına koyduğu kolu yontmadan öylece bırakır. Böylece, heykelle uğraşan başka biri var mı diye yeni bir araştırmaya girişilir. “Ben büyük bir heykeltıraşım!” diye ortaya çıkanlar ise saymakla bitmez. Nihayet aylar sonra, hobi olarak resim ve heykelle ilgilenen bir hasta heykeli tamamlamayı başarır. Lâtif Ruhşat Alpkan, yıllarını bu hastanede geçirmiş bir doktor. “Bakırköy Akıl Hastanesi’nden Anılar” kitabında hastanenin geçmişini, bugününü, kendisinde iz bırakan olayları önceki kuşakların anılarına da yer vererek anlatıyor. İnsanın içini burkan, bazen de yüzünü güldüren anılar, bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor okurun önünde. Kitaptan bir alıntı: “Umudu olanın her şeyi var demektir.” (s.131)

10085.

İslami Dönem Türk Edebiyatı’nda ilk destanın Manas Destanı olduğu düşünülür. Kırgızların millî destanı olan Manas, yerleşik kanıya göre, Karahitaylar ile Karahanlılar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu ve Manas adlı kişiyi anlatır. Destan, 1885 yılında yazıya geçirilmiş, o zamana kadar da dilden dile aktarılarak gelmiş. Yedi bölümden oluşur. Araştırmacılar, toplam mısra sayısının, tahminen bir buçuk milyon olduğunu belirtirler. Dr. Alimcan İnayet, “Yusuf Mamay ve Manas Destanı” üzerine çalışmış. Manas okumak bir gelenektir Kırgızistan’da. Okuyana, “Manasçı” denir. Çin’in Sincan bölgesinden Yusuf Mamay da “Büyük Manasçı” unvanını almaya hak kazanır. Bir manasçıyı dinlerken zamanın dışına çıkıyorsunuz.
 
Adımı sanımı sorma bahadır,
Halkından vazgeçen bir yalnızım.
Gözüme alıp ölümü,
Cevap verecek halim yok?
Şaşkın dolaşan insan gibi,
Yol sorsam ne fayda eder?
Böbürlenecek halim yok?
Budala dolaşır her yerde,
Yalnız gezen bir kimseye
Halkını sormak ne fayda eder?
Gideceğim bir yer yok,
Şöyle dolaşan biriyim.
Sığınacak halkım yok,
Şaşkın gezen biriyim.
Hayalde yok iş arayıp,
Şaşalayan biriyim.
At ulaşmaz yol arayıp,
Yol şaşıran biriyim.

10086.

tozunu alınca günlerin
yıllar geçmiş anladım


@naz.siraze 

    https://www.alexa.com/siteinfo/abdpost.com