• Reklam
  • Reklam
  • Reklam

Amerika'da Doktora Yapmak

Lisansı yeni bitirdiniz ve gerek iş hayatı gerekse de akademik kariyer gibi sebeplerle Amerika'da doktora yapmak istiyorsunuz. Neler yapacaksınız? Amerika'da doktora nasıl yapılır? Doktora yapılacak üniversiteler neler? Amerika'da doktora yapan Türkler anlatıyor.

Reklam
Reklam
Amerika'da Doktora Yapmak
13 Ocak 2020 - 13:46
Reklam

2008-2013 arasında abd'de doktora yaptım
bu konuda eksi sözlük üzerinden sürekli sorular geldiği için başvuru zamanından başlayarak ayrıntılı bir şekilde anlatayım dedim.

amerika'daki doktora sistemi avrupa ve türkiye'deki sisteme göre biraz daha farklı işliyor. genelde avrupa'da önce lisans, sonra yüksek lisans (master) alındıktan sonra doktoraya başvuruluyor ve sonra doktora tamamlanıyor. amerika'da 4 yıllık lisans alındıktan sonra doktora programına başlanıyor ve genelde bunun 2. yılında master tezi verilerek master diplomasi alınıyor ve sonraki yıllarda doktoraya devam ediliyor. yani kısacaba amerika'da doktora programlarının büyük çoğunluğu master+doktora paket şeklinde geliyor.

kendi maceramdan da örnekler vererek işlerin nasıl işlediğini anlatmaya çalışayım. doktoraya başvurmak için hazırlıklarınızı çok önceden yapmaya başlamanız gerekiyor. ben normal üniversiteyi de amerika'da okuduğum için bu konuda şanslı sayılırım çünkü lisanstan doktoraya geçişim sırasında mevcut hocalarımdan bir sürü yardım almıştım. türkiye'de üniversiteyi bitirip gelseydim daha çok zorlanırdım diye tahmin ediyorum. üniversite okurken lisans bölümüm psikolojiydi ve bu bölümü okuyorsanız iyi bir iş bulabilmeniz için master veya doktora yapmanız neredeyse zorunluluk olduğundan henüz 2. senemdeyken hocalarımın da tavsiyesiyle hazırlıklara başlamıştım.

doktora başvuruları genelde üniversitede son seneye başladığınız günlerde (eylül gibi) yapılır, sonuçlar ocak-şubat gibi gelir ve mayıs'ta üniversiteden mezun olurken bir yandan da doktoraya başlayacağınız şehre taşınma telaşesine başlarsınız ama asıl hazırlıklar çok daha önce başlıyor. bunun sebebi burslu doktora programlarına başvururken genel olarak sizden istenen şeyler. önem sırası olmadan liste yapmak gerekirse: 1) başvuru formu, 2) referans mektupları, 3) araştırma tecrübesi, 4) gre skorları, 5) not ortalamanız, 6) niyet mektubu (niyet ettim allah rızası için doktora yapmaya). bölümlere ve okullara spesifik olarak başka şeyler de istenebilir ama genel hatlarıyla böyledir.



buna hazırlık yapabilmek için üniversitede yapmanız gerekenler daha ilk seneden başlıyor. üniversitedeyken ilk senenizde "bilime giriş", "istatistiğe giriş", "bilim felsefesi", "bilim tarihi" gibi dersler almanız çok önemlidir çünkü hangi bölümü okuyor olursanız olun ve doktora yapmak istediğiniz alan ne olursa olsun bunları bilmeniz istenir ve bu derslerde öğrendiğinizi doktoranızda kullanacaksınızdır çünkü bilimin hangi alanında olursanız olun metodlar, felsefe ve mantık aşağı yukarı benzerdir (benzer olmasa bilim olmazdı zaten di mi?).

ikinci senenizden itibaren 1-2 tane daha istatistik ve genel bilim felsefesi dersi almaya çalışın. eğer mümkünse en az bir (mümkünse 2) istatistik programı kullanmayı öğrenin. kod yazmadan kullanılan spss kolayca öğrenebilirsiniz ama kodlamayla çalışan r benzeri programları öğrenmek zaman alacaktır ama 2. senenizden itibaren ucundan kenarından başlayabilirsiniz. eğer okuduğunuz okulda "programlamaya giriş" dersi varsa mutlaka alın çünkü çok faydasını göreceksiniz. ister fizik ister psikoloji okuyor olun, python öğrenmek size deneylerde ve simülasyonlarda aşırı derecede avantaj sağlar.

amerika'da doktoraya giriş için üniversitenin üçüncü senesi aşırı derecede önemli çünkü başvurunuzu üçüncü senenin sonunda yapacaksınız. bu yüzden her şey bu senede bitiyor. okuduğunuz okulda akademik araştırma yapan ve aranızın iyi olduğu hocalara gidip gönüllü olarak asistanlık yapmaya başlamanız aşırı derecede önemlidir ve aşırı derecede tavsiye edilir. hatta bunu yapmadan iyi bir bölümden burslu kabul alabilen neredeyse yok gibidir. amerika'da doktora yapmak isteyenlerin neredeyse tamamı bunu yapmaktadır ama dışarıdan gelenler bunun önemini çok sonradan kavrıyorlar. özellikle başvuru niyet mektubunuzda "şu hocanın yanında 1 sene asistan olarak çalıştım ve şu araştırmalarda görev aldım" demeniz sizin okula burslu kabul olup olmayacağınızı belirleyen belki de en önemli etken olabilir.

bu arada doktora yapmak istediğiniz alt bölümü ve doktora yaparken hangi konularda araştırmalar yapmak istediğinizi de seçmeniz gerekiyor. mesela bölümünüz psikolojiyse sadece psikoloji demek yetmiyor ama deneysel psikoloji mi, klinik psikoloji mi, sosyal psikoloji mi...vs. belirtmeniz lazım. zaten niyet mektubunu yazarken bundan ayrıntılı bir şekilde bahsetmeniz bekleniyor. eğer başvurduğunuz okulda sizin çalışmak istediğiniz konuları çalışmak isteyen bir hoca varsa bu büyük bir avantaj olacaktır ama okulda sizinle aynı konuda araştırma yapmak isteyen hoca yoksa oradan red yeme ihtimaliniz görece daha yüksektir.

halihazırda zaten amerika'da üniversite okuyorsanız ve yanında asistanlık yaptığınız iyi bir hocanız varsa "mezun olduktan sonra okulda kalıp aynı hocanın yanında doktoraya devam ederim" diye düşünebilirsiniz ama bu çok nadir. amerika'da sistem sizin lisans ve doktorayı farklı okullarda yapmanızı ister çünkü farklı okullarda farklı deneyimler, farklı kültürler, farklı görüş açıları, farklı perspektifler edinilir. bu yüzden aynı okulu bırak aynı eyalette bile lisans ve doktora yapanlar nadirdir.

bu arada üniversite üçüncü sınıftayken doktora için başvurmak istediğiniz okulların listesini yapacaksınız. bu zannedilenden daha da zahmetli ve karmaşık bir iş ve erkenden başlamanız gerekiyor. sebebine gelince ilk olarak bölümünüzde hangi okulların doktora programına sahip olduğunu, hangilerinin burslu olduğunu, hangilerinin o sene kaç öğrenci aldığını, hangilerinde hangi hocaların hangi konularda araştırma yaptığını önceden belirlemeniz gerekiyor. benim zamanımda (2008 yılı peh peh) başvuru ücreti okul başına 50-60 dolardı ve bütçem kısıtlıydı. bu yüzden 10 tane okul seçip onlara başvuru yapmıştım. şimdi o ücret kesin çok daha yüksektir ve o sene fazla öğrenci almayan veya size uymayan bir okula başvuru yaparak paranızı israf etmemeniz tavsiye edilir.

benim doktora yapmak istediğim bölüm çok spesifik bir bölümdü (endüstri ve örgüt psikolojisi - ne örgütü lan? anarşik misin? başımıza iş açma!) ve o zamanlar (sanki yüz sene önceden bahsediyor pezevenk) zaten amerika'da bu konuda doktora veren üniversite sayısı 100'un altındaydı (onların da 70-80 tanesi bursluydu) yani daha en baştan seçeneklerim kısıtlıydı. bunların da çoğu kansas redkit üniversitesi, oklahoma çayırtepe üniversitesi, red dead redemption üniversitesi gibi kuş uçmaz kervan geçmez yerlerdeki okullardı. bu okulların listesini tuttuğum bir excel dosyam vardı ve o dosyada hangi okulun hangi şehirde olduğu, yılda kaç öğrenci aldığı, ne kadar burs verdiği, hangi hocaların hangi konularda araştırma yaptığı, okula ortalama kaç puanla girildiği gibi birçok ayrıntı mevcuttu. bu excel dosyasını tamamlamam çok uzun bir zaman almıştı, bu yüzden bu işi ciddiye alarak yapmak istiyorsanız epeyce zaman ayırmanız gerekecek.

başvurabileceğiniz okul sayısıyla ilgili bir sınır yok ve isterseniz 100 tane okula başvurursunuz ama her okul için ayrı paket hazırlamak zaman alacaktır ve başvuru ücretleri de cebinizden çıkacağı için başvuruları 10-15 okulla sınırlamak iyidir. zaten size referans mektubu yazan hocaları da gereksiz zahmete sokmamak lazım (hocam 100 tane referans mektubu yazıp 100 farklı adrese postalar mısın?).




aslında en başta 20 tane okul belirliyoruz ve bu okulların doktora programının internet sitesine giriyoruz
bu sitede hangi hocanın hangi konuda araştırma yaptığı, son bastığı makaleler, hangi konularda öğrenci aradığı, başının kel olup olmadığı, badem gözlü olup olmadığı gibi bilgileri az çok edinebilirsiniz. yalnız bazen özellikle yıllardır akademide olan yaşlı hocalar kendi sayfalarını 20 yıldır güncellememiş oluyor ve karşınıza 1999'dan kalma geocities animasyonlarıyla dolu bir site çıkabiliyor. gözlemlerime göre çoğu hoca en az 2-3 senede bir sitesini yenilemiş oluyor. bazı hocaların sitelerinde epeyce ayrıntılı bilgi bulabilirken bazılarında pek bilgi bulamıyorsunuz. burada eleme yapa yapa 10-12 kadar okul kalmış oluyor. hocaların sitesi güncel değilse google scholar'da aratıp son makalelerini bulup hangi konularda araştırma yaptığını görebilirsiniz.


şimdi okul seçmek yetmiyor, aynı zamanda hoca da seçmek gerekiyor
yani oregon üniversitesine başvururken başvuru mektubunuzda "hocalarınızdan bruno sammartino ile çalışmak istiyorum çünkü onun araştırma yaptığı konular benim ilgi alanıma giriyor" tarzında şeyler yazmanız bekleniyor (bu arada bruno sammartino 70'lerden kalma ünlü bir amerikan güreşçisidir ama onun yeri ayrı). bunun için de tavsiye edebileceğim bir şey var. herhangi bir okula başvurmadan önce o okuldan hangi hocayla çalışmak istediğinizi belirleyin ve o hocaya e-mail atın. bu gayet basit bir e-mail olabilir ve e-mail'de kendinizi tanıtarak "benim adım xyz, şu anda şu üniversitede bilmemne okuyorum ve halihazırda bir hocamın yanında şu konuda araştırma yapıyorum, sizin sayfanızı gördüm ve ilgimi çekti" deyip araştırmaları konusunda birkaç da soru sorun ve ilginizi gösterin.

bunun size faydası çok olacak çünkü aylar sonra okul başvuruları değerlendirirken sizin başvuruyu gören hoca "a ben bu ismi hatırlıyorum, bana e-mail atmıştı, ziyadesiyle ilgili bir genç" diyecek. isminizin hocada aşina olmasının faydası olabilir de olmayabilir de ama zararı olmayacağı kesin.

hatırlıyorum da üniversite okurken 2 farklı hocanın yanında asistan olarak çalışmaya başlamıştım. biri benim okuduğum okuldaydı, diğeri de bana ta 2 saat mesafedeki bir okuldaydı. haftada 1 gün onun yanına trenle gidip verdiği görevleri yapıyordum. bu aslında bana terapi gibi geliyordu çünkü genelde boş ve sessiz olan trende bir yandan manzaraları izlerken bir yandan ders çalışma fırsatım oluyordu. yalnız üçüncü senemde yaptığım bir hatayı siz yapmayın diye söylüyorum, toplamda 6 ders gibi zaten normalın üstünde bir ders yükü alıyordum ama derslerin hepsini salı ve perşembeye yığmıştım. bunu yaparkenki amacım haftanın 2 günü derslere gitmek, 5 gün de diğer şeylerle uğraşmaktı (araştırma, eğlence, dinlenme, gezme, tozma) ama o sene epeyce yıprandığımı söyleyebilirim. haftada 5 günüm sakin geçse de salı ve perşembe günleri sabah 7'den akşam 9'a kadar neredeyse aralıksız derse giriyordum ve özellikle son derslerde zombiye dönüyordum.

lisansta aldığınız not ortalaması doktoraya kabul sırasında çok önemli olduğu için teknik olarak doktoraya kabul hazırlıklarının ilk seneden itibaren başladığını söylemek yanlış olmaz. çoğu öğrenci doktora yapmaya 2. veya 3. senede karar verdiği için ilk 2 seneki notlara fazla dikkat etmiyor ama bu konuya çok dikkat etmek gerekiyor. bir de not ortalaması konusunda doktora programından doktora programına değişen bazı şeyler var. bazı doktora programları genel ortalamanıza bakıyor, bazı doktora programları sadece son 2 senenin ortalamasına bakıyor, bazı programlar sadece kendi bölümünüzle ilgili derslerin ortalamasına bakıyor (seçmeli derslerde aldığınız notları saymıyor), bazıları sadece sayısal derslerdeki ortalamanıza bakıyor ve bazıları da kendi belirlediği spesifik derslerin ortalamasına bakıyor (istatistik, bilim felsefesi... vs gibi). hangi programın hangi ortalamaya baktığını öğrenmek için telefon açmanız veya e-mail atmanız gerekebilir.

bir de bazı doktora programlarında ortalamayı hangi okulda aldığınıza da bakıyorlar. mesela stanford'dan alacağınız 3.0 ortalama oregon sütçü papaz üniversitesinden alacağınız 3.7 ortalamadan daha değerli olabiliyor. bu konuda lisans eğitimini abd'den almanın bir avantaj olduğu söyleniyor ama bunun doğru olup olmadığını teyit edemedim. bu arada başvuruyu 3. senenizin sonunda (veya 4. senenin başında) yaptığınız için dördüncü senenin ortalamasına pek bakılmıyor. zaten dördüncü senenin yarısında kabul veya red mektubunu almış oluyorsunuz. yine de bu dördüncü sene salabileceğiniz anlamına gelmiyor çünkü o sene kabul alamazsanız ertesi sene yeniden başvurduğunuzda bu kez o senenin ortalamasına da bakacaklar.


Duke Üniversitesi
gelelim referans mektuplarına
sizi iyi tanıyan ve yaptığınız işlere referans olabilecek 3 hoca seçmeniz gerekiyor ve bu hocaların yazdıkları mektupları size hiç vermeden kapalı zarfla başvurduğunuz okula göndermeleri gerekiyor. bu konuda zaman çok önemli çünkü başvuru zamanı çoğu hoca aşırı derecede meşgul oluyor. hocalara mektup yazıp yollamaları için en az 6-7 hafta vermeniz gerekiyor. eğer bunu iyi planlayamazsanız başvuru tarihini kaçırma ve gelecek seneye kalma ihtimaliniz yüksek ve çoğu öğrenci bu konuya dikkat etmediği için eli yanıyor. bu yüzden referans mektubu yazmasını istediğiniz hocaları önceden belirleyip pazarlığınızı yapın ve işi şansa bırakmayın derim.


şimdi gelelim gre sınavına
bu oldukça ilginç bir sınav aslında. eğer sistem ben girdikten sonra değişmiş olabilir ama kendi deneyimimi yazayım. gre belli başlı sınav merkezlerinde yapılıyor ve önceden randevu alarak boş bir zamanınızda gidip sınava giriyorsunuz. sınav bilgisayar üzerinden ve "computer adaptive system" denilen bir sistem kullanılıyor. bu sistemde sorular farklı zorluklara ve farklı puanlara ait. makine size bir tane matematik sorusu soruyor, eğer doğru bilirseniz bir sonraki soru daha zor ama daha yüksek puanlı bir soru oluyor. onu da bilirseniz daha da zor ve daha da yüksek puanlı bir soru geliyor. eğer yanlış cevap verirseniz bir sonraki soru daha kolay ama daha az puanlı oluyor.

yalnız o sırada panik yapmanız çok normal. birden bire soruların gittikçe zorlaştığını farkediyorsunuz ama birden bire aniden sorular kolaylaşmaya başlayınca "hasiktir son soruyu yanlış cevapladım" diyorsunuz. sınavın sonunda skorunuzu anında öğreniyorsunuz ve sınav bu skoru kabul edip etmediğinizi soruyor. diyelim ki o gün hastaydınız, kafanız yerinde değildi ve normal performansınızın altında bir performans aldığınızı düşünüyorsunuz. o zaman skoru kabul etmeyip sınava yeniden girebilirsiniz ama her girişte 150 dolar civarı bir ücret var ve bunu tekrar tekrar ödemeniz gerektiği için bu pek tavsiye edilmiyor.

sınavın içeriğine gelince klasik gre ingilizce ve matematikten oluşuyor. matematik kısmı oldukça basit aslında. lise seviyesinde cebir ve istatistik'e giriş seviyesi dışında pek bir soru olmuyor. bir trigonometri, türev, integral filan olmuyor yani. sorular stil olarak daha çok iq sorularına benziyor ve sizin belli konseptleri kavrayıp kavramadığınıza bakıyor. üniversitede sözelçi olmama rağmen bu sınavın matematik kısmında 800 üzerinden 750 almıştım. türkiye'de anadolu lisesi veya fen lisesi okumuş herhangi biri rahatlıkla 700 ve üzeri alır zaten.


ingilizce kısmı biraz çetrefilli
doğma büyüme amerikalılar bile ingilizce'de zorlanıyor çünkü genelde günlük hayatta pek kullanılmayan, shakespeare'in kitaplarında veya eski romanlarda görebileceğiniz oldukça zor kelimeler oluyor. önceden bundan haberim vardı ve sınava hazırlanırken yüzlerce dosya kağıdı alıp bunları onlarca parçaya bölmüştüm ve kendime 2 bin tane not kartı oluşturmuştum. bir yerden "gre'de en sık çıkan 2000 kelime" listesi bulmuştum ve bu kartların her birine o kelimelerden birini, anlamını ve örnek bir cümle koymuştum. evden ne zaman dışarı çıksam yanıma 20-30 tane kart alıyordum, otobüste, trende, partilerde bile kart ezberliyordum. onca hazırlığa rağmen 800 üzerinden 600 alabilmiştim. gerçi ana dili ingilizce olan amerikalılar da ortalama 500-550 alıyormuş ve onların bir tık üstünü almışım.

sınavda bir de paragraf kısmı var ve herhangi bir konuda size "essay" yazdırıyorlar sonra da bilgisayar sizin yazdığınız essay'e oracıkta puan veriyor. genelde okullar doktoraya kabul alırken bu kısımda aldığınız skoru takmıyorlar. yanlış hatırlamıyorsam burada da 600 almıştım ama makinenin verdiği nota güven olmaz.


bunun dışında bir de alanla ilgili spesifik gre'ler oluyor
bazı okulların doktora programları sizden bu gre'lere girmenizi de isteyebiliyor (fizik gre, psikoloji gre, kimya gre gibi). bunlar nadir oluyor ama önceden planlamanız gerekiyor. yalnız eğer başvurmayı düşündüğünüz 10-12 okuldan sadece 1 tanesi bunu zorunlu kılıyorsa boşuna girip para vermek yerine o okulu listeden çıkartmak daha mantıklı gibi. bir de bazen not ortalaması görece düşük olan insanlar bu spesifik gre'lere gönüllü olarak girip yüksek puan alıyor ve bunu not ortalamasını telafi etmek için kullanıyorlar. bazı okullar bunu kabul ederken bazıları etmiyor ve boşuna masraf yapmadan önce bunu teyit etmekte fayda var.

o değil de yazı hayvan gibi uzadı ve daha doktoraya başlamadık bile, düşün yanı. niyet mektubu yazarken mutlaka bir yerlerden yardım alın. ben en başta niyet mektubumu yazıp o sırada danışmanım olan hocama götürmüştüm. kadın eline kırmızı kalem alıp sağdan soldan çizmeye başlamıştı. ikinci seferde yazının %60'i filan değişmişti ve üçüncü seferde yine epeyce değişmişti. yazının gönderdiğim haliyle ilk hali arasında en ufak bir benzerlik yoktu ama sonunda içime sinen bir mektup olmuştu.

sonra okumakta olduğunuz üniversiteye gidip başvurduğunuz okulların listesini veriyorsunuz ve onlar sizin yerinize transkriptlerinizi yolluyorlar. böylece başvurduğunuz okul hangi dersleri aldınız, hangi dersten notunuz neydi, ortalamanızı din ve beden dersleriyle mi şişirdiniz yoksa bilim ve istatistik dersleri mi aldınız gibi detaylara bakıyorlar. bazı doktora programlarının spesifik ders zorunluluğu bile oluyor. mesela tassaklı bir üniversitenin fizik bölümüne başvuruyorsanız belli başlı fizik dersleri almış olmanızı gerektirebiliyorlar ve o derslerin bazılarını almadıysanız otomatik olarak eleyebiliyorlar. bazen almanızı istedikleri dersler sizin okulda mevcut bile olmuyor ve başka bir okulda dışarıdan almanız gerekiyor. bazen de sizi doktoraya "şartlı" olarak kabul ediyorlar ama kabul edildikten sonraki 1 senede o ders eksiklerinizi yeni okulunuzda tamamlamanız isteniyor.


neyse, her şeyi yolladınız ve beklemeye başlıyorsunuz
birkaç hafta sonra evinize mektup geliyor ve mektupta "başvuru pakediniz elimize ulaştı, paketteki her şey tamam" diyorlar. bazen de "pakediniz elimize ulaştı ama şu belgeler eksik" diye eksik olan şeylerin listesini yolluyorlar. o sırada eğer başvuru tarihi geçmişse eksik şeyleri tamamlamanız için ek süre veriyorlar.

bundan sonra yeniden bekleme süreci başlıyor. siz beklerken başvurduğunuz okulda sizi alıp almama kararı verecek olan komite bir cumartesi sabahı toplanıyor ve gelen tüm başvuru paketleri açılıp bir masaya yığılıyor. sonra gün boyunca komite üyeleri başvuru pakedinizdeki her içeriğe 5 üzerinden puan veriyor. en sonunda da puanlar toplanıp başvuranlar içinde en iyiden en kötüye bir liste yapılıyor. atıyorum o seneki kontenjan 6 kişiyse ilk 6 kişiye kabul mektubu geliyor ve sonraki 6-10 kişiye de "yedek listemizdesiniz" mektubu geliyor. geri kalanlar da red mektubu alıyor.

sizi yedek listesine koyduklarında kaçıncı sırada olduğunuzu söylemiyorlar ve siz de merakla aylarca bekliyorsunuz. eğer listede ilk sıradaysanız biri onları reddeder reddetmez sıra size gelecek demektir ama 5. sıradaysanız sıranın size gelmesi zor olabilir. bir de genelde kabul mektubu alanlar birden fazla kabul aldıkları için kabul aldıkları yerler arasında seçim yapmak için son dakikaya kadar bekliyorlar. bu durumda da yedek listesindekiler son dakikaya kadar beklemek zorunda kalıyor. bazen de son dakikada okula fazladan ödenek açılıyor ve fazladan 1-2 kişiyi daha kabul etmeye karar veriyorlar ve yedek listesindekilere ulaşıyorlar.


henüz üniversitede son senenize devam ederken şubat-mart gibi kabul mektubunuz veya mektuplarınız geliyor
ondan sonra mayıs-haziran gibi üniversite bitene kadar ilginç bir psikolojiye sahip oluyorsunuz. bir yandan nasıl olsa doktoraya kabul aldım diye salıyorsunuz, bir yandan da "mezun olamazsam doktora kabulü de yanar" deyip panikliyorsunuz. ben son dönem epeyce salmıştım ve partiye vermiştim ama bölüm zaten sözel olduğu için fazla kaşmamıştı. üniversite hayatımdaki en düşük not ortalamam son dönemdeki ortalamamdı. zaten o sene fenerbahçe şampiyonlar liginde çeyrek final oynadığı için ayrıca bir coşku vardı, uğur boral filan coşmuştu.

üniversiteyi california'da okumuştum ve doktora için michigan'a gidecektim. bu iki eyalet her anlamda birbirinden alakasız denebilir. california'da hava genelde sıcak ve güneşlidir, michigan kanada'yla aynı iklime sahiptir ve kışın hava sıcaklığı -30'lara kadar düşer. california'da yağmur bile nadiren yağarken michigan'da kasım-mart arası neredeyse tamamen karlı geçer. üstelik california'da silikon vadisinin ortasında gayet kozmopolit bir yerde yaşıyordum ama michigan'da ormanlık ve kuş uçmaz kervan geçmez bir üniversite kasabasına geçmiştim. burada bırak kozmopolit yapıyı, %80 hayatında michigan'ın bile dışına çıkmamış insanlardan oluşuyordu. amerika'ya geleli 5 sene olmuştu ve ilk kez şimdi kültür şoku yaşıyordum işte.

normalde okul ağustos'ta başlayacaktı ama ben mayıs'ta mezun olur olmaz taşınmıştım ve yaz tatilini bölgeye alışmaya çalışarak geçirmiştim. bir de henüz arabam ve ehliyetim yoktu. ikinci el ucuz bir araba bulup sabah 5'te bomboş yollarda egzersiz yapmaya başlamıştım ve kendi kendime araba kullanmayı öğretmeye çalışıyordum.

neyse yaz geçti ve okul başlayacaktı. doktora programları genelde burslu olduğu için okula ücret ödemiyorsunuz, bilakis okul size para ödüyor. bazen derslere giriyorsunuz bazen araştırmalarda görev alıyorsunuz ve bunun karşılığında ufak bir maaş alıyorsunuz. bana ayda 1200 dolar civarı bir maaş bağlanmıştı. okulun lojmanında ayda 550 dolar kirayla kalıyordum ve bu kiraya her şey (elektrik, su, internet, ısıtma) dahildi. özellikle ısıtma çok önemliydi çünkü yukarıda dediğim gibi michigan'ın göt donduran soğukları vardı. yalnız benim oturduğum ev 50 yaşındaydı ve evin ısıtma sistemi al bundy'nin "evli ve çocuklu" dizisinin bir bölümde eve getirdiği ikinci dünya savaşından kalma klima gibiydi. ısıtmayı çalıştırdığımda sanki bir uçağın içindeymiş gibi müthiş bir uğultu oluyordu ve gece uyurken gürültü ile sıcak arasında seçim yapıp tercihimi sessizlikten yana olarak kullanıyordum. neyse ki evin yalıtımı çok iyiydi.


Michigan, kırmızı ile gösterilen bölge.
geri kalan masraflara gelince
yiyecek içecek ıvır zıvır 300-400 dolar tutuyordu. kampüste yaşayıp çalıştığım için benzin masrafı yoktu ve yaşım genç olduğu için sağlık sigortası yoktu. o zamanlar daha obamacare olmadığı için sağlık sigortası zorunlu değildi. şimdi olsa o bütçeden 200-300 dolar da sağlık sigortasına giderdi ve bütçem yetmezdi herhalde.

yaz tatilinde maaş verilmiyordu. bu yüzden yılda 9 ay maaş alıyordunuz. bir de burs her dönem 9 krediyi kapsıyordu. okulu erken bitirmek için fazladan ders almak isterseniz veya yaz dersleri almak isterseniz parasını cebinizden ödemeniz gerekiyordu.

doktoraya başlayınca ilk dönem master tezi konusu seçiyorsunuz ve ikinci dönemden itibaren teziniz üzerinde çalışmaya başlıyorsunuz. doktora olması için önce master'ı aradan çıkartmanız gerekiyor. önceden master'ınız olsa bile okul çoğu zaman yeniden master yaptırıyor ve bu sürede pek kısalma olmuyor. arada derslere giriyorsunuz, yoğun ve programınız oluyor. hani insan liseyi bitirip üniversiteye başlayınca bambaşka bir kültürle karşılaşınca sudan çıkmış balığa döner ya (mesela üniversite ilk senede derste tuvalete gitmek için hocadan izin isteyenler), doktoraya başlayınca da benzeri bir kültür şoku oluyor. bir de sınıfınız çok küçük olduğundan (5-6 öğrenci), derslerde proje yükünüz de ağır oluyor.

genelde doktora yaparken en az 2-3 makale basmış olmanız tercih edilir. bu özellikle akademisyen olacaksanız çok önemlidir. benim bölümüm oldukça spesifik bir bölümdü ve akademiden çok özel sektörle alakalı olduğu için ben makale basmak yerine şirketlere danışmanlık yapmaya başlamıştım. michigan'da önde gelen şirketler hep araba firmalarıdır (ford, jeep, general motors) ve bunun dışında bir de amerika'nın en büyük kimya firması olan dow chemical vardı. bu şirketlerde staj imkanım olmadıysa da beraber çalışıp danışmanlık yaptığım projeler oldu ve bu da ileride faydalı oldu. yine de doktora yapanların %95'lik kısmı işin akademi kısmına yoğunlaşıp makale basmalıdır.

tam da ben doktora yaparken amerika'nın ikinci dünya savaşından beri yaşadığı en büyük ekonomik kriz patlamıştı ve özellikle amerikan araba firmaları iflasın eşiğine gelmişti. general motors ve jeep'in sahibi chrysler iflas ilan edip sonra devlet desteğiyle geri gelirken ford da devletten aldığı kredilerle ayakta kaldı ama michigan'da bir anda işsizlik oranı %4'lerden %12-13'e fırladı. okulun da bütçesi kısıldı ve doktora ertesi sene sadece 3 tane yeni öğrenci kabul edilecek dendi.

master tezinden sonra biraz daha ders alıyorsunuz ve sonra da yeterlilik sınavına giriyorsunuz. bu sınavda o güne kadar aldığınız tüm derslerde öğrendiğiniz her şey test ediliyor. testten önce bütün yaz it gibi çalıştığımı her şeyi tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. hani "derste öğrendiğimiz şeylerin %95'ini 24 saat içinde unuturuz" diye bir klişe var ya, onun doğru olduğunu da gördüm. eski kitaplarımı her açtığımda öğrendiklerimin ne kadarını unuttuğumu hatırladım.


yeterlilik sınavını geçtikten sonra geri kalan dersleri de tamamlayıp "abd" statüsüne giriyorsunuz
bu "all bu dissertation" demek oluyor. yani doktora tezi hariç her şey tamam ve mezun olmanız doktora tezine kalmış demektir. artık bu seviyeye geldikten sonra doktora isteyen işlere başvurabilirsiniz ve bir yandan çalışırken bir yandan doktora tezinizi tamamlayabilirsiniz. o sırada michigan'ın doğal güzelliklerini, ormanlarını, göllerini filan çok sevmiştim ama çetin geçen kış mevsimlerinden gina gelmişti. bu yüzden bir an önce iş bulup kurtulmaya çalışıyordum. aksi gibi 2010 yılıydı ve amerikan ekonomisi krizden yeni yeni çıkmıştı ve henüz ortada pek iş yoktu. ilk işimi bulmak için 6 ay boyunca 300'den fazla işe başvurduğumu hatırlıyorum. hatta bir yerde başvurduğum işleri ve neticelerini sıralayan bir excel dosyam vardı. 2008'de amerikan vatandaşlığına geçmiştim ama iş anlamında o kadar büyük bir karamsarlığa kapılmıştım ki yavaş yavaş türkiye'ye dönmeyi düşünmeye başlamıştım.

tam umutlarımı yitirdiğim bir anda ilk işimi buldum ama o başka bir yazının konusu. bu yazının konusu doktora eğitimiydi ve konuya dönmeliyim. eğer doktora bölümünüz sözelse bol bol okuyacaksınız demektir. günde ortalama 100 sayfa, haftada 500 sayfa makale okumak artık sizin rutininizin bir parçası olacak. hafta içi-hafta sonu demeden sürekli bir şeyler üzerinde çalışıyor olacaksınız. mesela girdiğiniz derslerin sınav kağıtlarını notluyor olacaksınız. bu tempoya alışınca bir süre sonra içinize sınıyor. doktorayı bitirip iş hayatına atıldıktan sonra haftasonları tatil olunca insan boş boş oturduğunda suçluluk duymaya başlıyor. doktoranın insana verdiği 2 şey varsa biri kritik düşünebilme yeteneği, diğeri de iş disiplini boş vakitleri doldurma kaygısı. bildiğin evde boş otururken "dur bir kitap okuyayım veya belgesel izleyeyim vakti boşa akmasın" diyorsunuz.


bu arada beni şaşırtan şeylerden biri amerikalı öğrencilerin ne kadar saygılı olduğuydu
michigan'ın köyünde tamamı beyaz amerikalı olan gençlere ders anlatmaya başladığımda en başta ben yabancı olduğum için beni dışlarlar, saygı göstermezler, laf filan sokarlar diye korkuyordum ama korktuklarımın hiçbiri olmadı. öğrencilerim hiçbir zaman saygıda en ufak bir kusur etmediler. gerçi genelde kendi dersim yerine başkalarının derslerine misafir hoca olarak giriyordum ama yine de öğrenciler çok saygılıydı. yalnız bunun da bir istisnası oldu. hindistanlı bir sınıf arkadaşım ders anlatırken öğrencilerden biri "aksanından ne dediğin anlaşılmıyor" diye laf sokmuştu, kız da ağlayarak dersten çıkmıştı. yine de söylenenlere göre olaydan sonra sınıfın geri kalanı o çocuğa haddini bildirmiş ve çocuk da başka bir okula transfer olmuştu.

aslında iş bulduktan sonra doktora tezini sallamamaya başlamıştım ve belki de bitiremeyecektim ama danışman hocam sağolsun her hafta e-mail atıp "tez nasıl gidiyor", "bir gelişme var mı", "yardıma ihtiyacın var mı" diye üstelediği için bir şekilde tezimi bitirdim. sonra bir yaz günü araba kiralayıp teksas'tan michigan'a gidip tezimi savundum ve sonra eve döndüm. şimdi iyi ki de yapmışım diyorum çünkü aldığım diplomanın bana kattıkları hem maddi hem manevi olarak çok fazlaydı.


peki doktora bittikten sonra ne oluyor?
isteyenler akademiye devam ediyor ve bir üniversitede işe başlıyor. yukarıda lisans ve doktorayı aynı üniversitede yapanlar çok nadirdir demiştim. aynı şekilde doktorayı bitirdikten sonra aynı okulda kalanlar da çok nadir. doktorayı bitirdikten sonra başka bir okula gidip öğrendiklerinizi orada bilgiye aktarmanız bekleniyor. akademik olarak rekabetin yüksek olduğu fizik, kimya gibi bölümlerde akademide kalıcı iş bulmadan önce post-doc yapmanız gerekiyor ama benim bölümüm gibi daha çok özel şirketlere hizmet veren kapitalizmin köpeği olmuş (allah belamı versin, oregon hariç) bölümlerde rekabet daha az olduğu için post-doc olmuyor.

eğer bölümünüz klinik psikoloji gibi spesifik bir bölümse staj ve sonrasında bulunduğunuz eyalette lisans almanız gerekiyor. bu arada amerika'da bir insanın kendisini "psikolog" olarak tanımlaması için en az doktora sahibi olması gerekiyor yani lisans veya yüksek lisansta psikoloji okumuş olsanız bile kendinizi psikolog olarak tanıtmanız kanunen yasak (50 eyalette de bu durum geçerli).

bu arada genel olarak amerikan doktora programlarında master-doktora paket halinde geliyor demiştim. bazı öğrencilere doktoranın yükü ağır gelebiliyor ve 2. senenin sonunda master diplomasını alıp programdan ayrılabiliyorlar. genelde bu kişiler özel sektörde iş bulup hayatlarına devam ediyorlar ve bu kesinlikle dünyanın bir sonu değil. yani doktoraya başladınız diye bitirme zorunluluğu yok. ha dışarıdan öğrenci vizesiyle geldiyseniz ve şirketlerden sponsorluk kapıp amerika'da iş hayatına atılmak istiyorsanız doktoranın avantajı kesinlikle büyüktür çünkü ar-ge işlerinde çalışan doktoralı birine şirketin h-1 için sponsor olması daha kolaydır.

diyelim ki bir bölüm okurken yarısında pişman oldunuz ve başka bir bölüm okumaya karar verdiniz. bu durumda doktoraya sıfırdan başlayıp tüm başvuru aşamalarından yeniden geçmeniz gerekiyor. eğer gre sınavını son 2 yılda aldıysanız yeniden almanıza gerek kalmıyor. bir de aynı okulda aynı dalın farklı bir alt dalına geçmek istiyorsanız bunun istisnaları olabilir (atıyorum oregon üniversitesi'nde sosyal psikoloji'den yine oregon üniversitesi'ndeki deneysel psikoloji bölümüne geçmek için).

hemen hemen tüm bölümlerde yıllık alacağınız ücret masraflarınızı tam karşılamayacaktır. yukarıda verdiğim örnekte benim aldığım aylık masraflarımı karşılamış gibi gözüküyor ama bunun sebebi okulun lojmanında kalmam ve aşırı derecede tutumlu olmamdı. amerikalı arkadaşlarım hep kampüsün dışında ev tutmuştu ve hemen hemen hepsi öğrenci kredisi çekmişti. üstelik michigan gibi görece ucuz bir eyaletin küçük bir kasabasında yaşıyorduk. new york, san francisco, los angeles gibi yerlerde doktora yapıyorsanız okuldan aldığınız maaş kesinlikle yetmeyecek ama aradaki farkı ya krediyle, ya ek burslarla ya da haftada 5-10 saat çalışarak kapatmak mümkün. öğrenciyken gelirim düşük olduğu için maaşımdan kesilen tüm gelir vergilerini yıl sonunda vergi iadesi doldurup geri alıyordum.

okulun lojmanında kalırken okulun internetini kullanıyordum ve bir gün korsan film indirdim diye eve mektup gelmişti, "bir daha yaparsan internetini keseriz" diyordu. ben de tırsıp o günden beri korsan indirmemeye başlamıştım. zaten netflix vardı.

yalnız obamacare'den sonra sağlık sigortası zorunlu hale geldiği için bunu da hesaba katmak gerekiyor.


aklıma bir ayrıntı daha geldi
michigan'a ilk geldiğimde millet "iyi iyi burası tam doktora yapmaya uygun bir yer" diyordu. ben de "neden?" diye soruyordum. "kışın aylarca karların altında gömülü kalacağın için evden çıkamayacaksın ve bol bol ders çalışacak vaktin olacak" diyorlardı. gerçekten de haklıydılar. yalnız adamlar kara alışıklar. 30-40 santim kar yağıyordu, hayat gayet normal bir şekilde devam ediyordu. sonradan yaşadığım teksas veya oregon'da 2 santim kar yağsa hayat felç oluyor. doktora yaparken böyle sessiz sakin, uzun süre kendi kendinize kalabileceğiniz yerler seçmek faydalı olacaktır ama kendinizi diğer insanlardan çok da soyutlamayın.

yazıyı bitirmeden önce bana sıklıkla sorulan bir soruya daha cevap vereyim: peki ya okul doktoraya kabul ederse ama burslu asistanlık ayarlayamazsa ne olur? aslında okulların o seneki doktora öğrenci kotası ayarlayabildiği burslu asistanlıklarla sınırlıdır. yani okul o sene 6 tane asistanlık ayarlayabilecekse 6 öğrenci alıyor. özel okulları saymazsak okullar burs vermedikleri öğrenciyi kabul de etmiyorlar.

bir de "psikolojide phd dışında psyd diye bir şey oluyor, o ne" diye soranlar oluyor. ona hiç girmeyin derim. psyd genelde özel okullar tarafından paralı eğitim yoluyla verilen, akademik araştırmaların olmadığı ama yoğun şekilde dersler ve uygulamaların olduğu bir derecedir. bu dereceyle terapist olabilirsiniz veya şirketlerde çalışabilirsiniz ama akademik kariyer yapamazsınız. bu derecenin sorunu insanlarda "parayı basıp doktora almış" algısı yaratması ve bazı ortamlarda ciddiye alınmamasıdır. bu yüzden bu dereceye sahip insanlar kendi işlerini kurmadılarsa iş bulmakta zorlanabiliyor. bir de ortalama bir psyd derecesi almak 100-150 bin dolara maloluyor ve amerikalılar bunu yapabilmek için epeyce borç batağına giriyor. halbuki burslu phd'yi neredeyse borç almadan bitirebilirsiniz.

 

  • Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
  • Reklam

https://www.alexa.com/siteinfo/abdpost.com