16 Ocak 1920 gecesi saatler gece yarısını gösterdiğinde, ABD Anayasası’nın 18. Maddesi (Volstead Yasası) yürürlüğe girdi. Bu yasayla birlikte tıbbi ve dini amaçlar dışındaki tüm alkollü içeceklerin üretimi, satışı ve taşınması tamamen yasaklandı. Dönemin muhafazakar politikacıları ve kilise grupları bu adımı "The Noble Experiment" (Soylu Deney) olarak adlandırıyordu. Amaç; aile içi şiddeti azaltmak, iş verimliliğini artırmak ve suçu bitirmekti.
Ancak gözden kaçırılan büyük bir gerçek vardı: Milyonlarca insanın alışkanlıkları ve talebi, bir gecede çıkan bir yasayla yok edilemezdi. Arz kesilmişti ancak talep çığ gibi büyüyordu. İşte bu arz-talep boşluğu, tarihin en büyük yeraltı ekonomisini doğurdu.

Gizli Barlar ve "Speakeasy" Kültürü
Yasağın ilk aylarında binlerce yasal bar kapandı ancak yerlerini tabelası olmayan, şifreyle girilen gizli barlar aldı. Bu barlara, içeride polisin dikkatini çekmemek için kısık sesle konuşulması gerektiğinden "Speakeasy" deniyordu.

Sadece 1925 yılına gelindiğinde, New York'ta 30 binden, Chicago'da ise 15 binden fazla gizli barın faaliyet gösterdiği tahmin ediliyordu.
İlginç bir şekilde, yasal barlara girmesi hoş karşılanmayan kadınlar, Speakeasy barların müdavimi oldu. Caz müziği, modern danslar ve kadın özgürlük hareketi bu yeraltı dünyasının puslu atmosferinde hız kazandı.
"Yaralı Yüz" Sahneye Çıkıyor: Alphonse Capone
Bu devasa yeraltı ekonomisinin Chicago ayağındaki kralı, New York banliyölerinden gelen genç bir göçmen çocuğuydu: Al Capone.

Akıl hocası Johnny Torrio’nun uğradığı bir suikast girişimi sonrası emekliye ayrılmasıyla, henüz 26 yaşındayken Chicago Outfit isimli çetenin başına geçti. Capone, sıradan bir sokak çetesi lideri değildi; o kendisini bir "iş insanı" olarak görüyordu.
Scarface" Lakabının Arkasındaki Sır
Dünya onu "Scarface" (Yaralı Yüz) olarak tanıdı ancak Capone bu isimden nefret ediyordu. Sanılanın aksine bu izler bir mafya hesaplaşmasının değil, henüz 18 yaşındayken barmenlik yaptığı barda yaşanan sıradan bir kıskançlık kavgasının sonucuydu; bir müşterinin kız kardeşine kaba bir iltifatta bulununca yüzünden bıçaklandı. Capone, karizmasını korumak için fotoğraflarda hep sağ profilini verdi ve bu izlerin I. Dünya Savaşı'ndaki kahramanlık yaraları olduğunu iddia etti.
Arşivden Al Capone Sözü (1927):
"Ben sadece halkın kumar, kadın ve içki gibi insani ihtiyaçlarını karşılıyorum. Ben bir suçlu değilim, sadece talep edilen bir malı arz eden bir iş insanıyım. Neden bana teşekkür etmek yerine kurşun sıkıyorlar, anlamıyorum."

Capone, Kanada'dan kaçak viski getirtti, yerel laboratuvarlarda ölümcül "sahte alkol" (moonshine) ürettirdi ve tüm şehri bölgelere ayırdı. Kısa sürede yıllık gelirinin 100 milyon doları (günümüz değeriyle milyarlarca dolar) bulduğu tahmin ediliyordu.
Sevgililer Günü Katliamı ve Kanlı Hesaplaşma
Capone’un yükselişi dikensiz bir gül bahçesi değildi. İrlanda kökenli "North Side" çetesinin lideri Bugs Moran ile Chicago sokaklarında amansız bir bölge savaşı başladı. Bu savaş, Amerikan suç tarihinin en vahşi infazıyla zirveye ulaştı.

14 Şubat 1929 sabahı, kendilerine polis süsü vermiş Al Capone’un adamları, Bugs Moran’ın bir garajda toplanan 7 adamını duvara dizdi ve makineli tüfeklerle taradı.

Tarihe "Sevgililer Günü Katliamı" (St. Valentine's Day Massacre) olarak geçen bu olay, medyanın ve halkın Capone’a olan bakışını kökten değiştirdi. O güne kadar yoksullara çorba dağıtan bir "modern Robin Hood" gibi görünen Capone, artık 1 numaralı halk düşmanıydı.
Dokunulmazlar ve Vergiden Gelen Çöküş
Federal hükümet, Chicago polis teşkilatındaki devasa rüşvet ağı yüzünden Capone’u bir türlü yakalayamıyordu. Çünkü Capone; belediye başkanını, savcıları ve polislerin yarısını maaşa bağlamıştı.

Bunun üzerine Washington devreye girdi. Eliot Ness liderliğinde rüşvet yemeyen özel bir ajan timi kuruldu: "The Untouchables" (Dokunulmazlar). Bu tim, Capone'un içki depolarına ardı ardına baskınlar düzenleyerek lojistik ağına darbe vurdu.
Ancak ironik bir şekilde, onlarca cinayetin azmettiricisi olan Al Capone, cinayet ya da kaçakçılıktan değil, maliyenin dahi ajanı Frank Wilson'ın titiz muhasebe incelemeleri sayesinde "Vergi Kaçakçılığı" suçundan tutuklandı. 1931 yılında 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hücreden Alcatraz Sürgününe: Gücün Sonu
Capone ilk olarak Georgia'daki Atlanta Federal Hapishanesi'ne gönderildi. Ancak parası sayesinde burada da lüks içinde yaşadı; gardiyanlara rüşvet vererek hücresine halılar, özel mobilyalar ve radyo getirtti, hatta içeriden çetesini yönetmeye devam etti. Hükümet bu durumu fark edince Capone’u 1934 yılında kaçılması imkansız olan ünlü Alcatraz Hapishanesi'ne nakletti.

Alcatraz'da Capone'un tüm ayrıcalıkları elinden alındı. Hücre numarası "AZ-85" oldu. Diğer mahkumların çamaşırlarını yıkamak gibi ayak işlerine verilen Capone'un çeteyle bağı tamamen koptu ve Chicago'nun kontrolü kalıcı olarak ortaklarına geçti.
Hastalık, Tahliye ve Trajik Çöküş
Hapishane yılları Capone için sadece güç kaybı değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık çöküşü demekti. Gençlik yıllarında kaptığı ve hapiste gerekli tedaviyi göremediği frengi (syphilis) hastalığı sinir sistemine ulaşarak "nörosifiliz"e dönüştü. Zamanla zihinsel yetilerini kaybetmeye ve halüsinasyonlar görmeye başladı.

İyi hal indirimi ve ağırlaşan sağlık durumu nedeniyle 1939 yılında tahliye edildi ancak Florida'daki malikanesine çekilen adam artık o eski korkulan mafya babası değildi. Doktorları, 1940'ların başında Capone'un zihinsel kapasitesinin 12 yaşında bir çocuğunkiyle aynı olduğunu raporladı. Hayatının son yıllarını malikanesinin bahçesinde hayali düşmanlarıyla konuşarak ve balık tutarak geçirdi. 25 Ocak 1947'de, geçirdiği felç ve zatürre nedeniyle 48 yaşında hayatını kaybetti.
Deneyin Sonu: Büyük Buhran ve 21. Madde
1929 yılında başlayan Büyük Buhran (Great Depression), ABD ekonomisini yerle bir etti. Hükümetin acilen vergi gelirine ihtiyacı vardı ve içki yasağı nedeniyle milyarlarca dolarlık vergi, devletin kasasına değil mafyanın cebine gidiyordu.
Nihayet, 5 Aralık 1933'te kabul edilen 21. Madde ile içki yasağı resmen kaldırıldı. 13 yıl süren bu "Soylu Deney", arkasında binlerce ölü, organize olmuş devasa suç şebekeleri ve devlet otoritesine duyulan derin bir güvensizlik bırakarak tarihin tozlu sayfalarına gömüldü.


Yorumlar
Kalan Karakter: