
“Zafer inananlarındır” ifadesi; inanç, azim ve kararlılıkla mücadele edenlerin sonunda başarıya ulaşacağını vurgulayan, kökeni Kur’an ayetlerine (Âl-i İmrân 123-126) dayanan ve özellikle dini ve milli bağlamda sıkça kullanılan bir sözdür. Yine Âl-i İmrân Suresi’nin 139. ayetinde:"Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.” diye buyrulmaktadır.
Bu ifadeler, zorluklar karşısında direnme azmini ve Allah’ın yardımıyla zaferin kazanılacağını ifade eder.
Bu girizgâhı şundan dolayı yapma gereği hissettim.
Dün sosyal medyada gezinirken, ismi çok önemli değil, Türkiye'de seçimi kazanan -pardon savaş kazanan -bir kahraman edası ile fotoğrafının altına “Zafer inananlarındır” diye bir oda başkanının paylaşımını görünce, esnaf odalarında seçim mi yapılıyor, yoksa bir savaş mı yapılıyor diye düşünmedim değil...
Kendi kendime, “Bu veciz söz bu kadar mı basite indirilir?” dedim.
Adama sormazlar mı?
Sayın Başkan, acaba hangi zaferden bahsediyorsunuz?
Hangi savaşı kazandınız?
Düşman kuvvetler kimdir?
Seçim mi yaptılnız yoksa savaşa mı tutuştunuz?
Bu nasıl bir söylemdir.
“Zafer inananlarındır” demek kolaydır.
Bir insan önce neye inandığını açıkça ortaya koymalı, sonra da o sözün ağırlığını taşımalıdır.
Asıl mesele; neye inandığımız ve inandığımız gibi yaşayıp yaşamadığımızdır.
Sormak lazım: İnandığımız şey dürüstlük mü, adalet mi, yoksa çıkar mı?
İnanmak; kürsülerde ve sosyal medyada slogan paylaşmak değil, inancımızın gerektirdiği gibi dosdoğru yaşamaktır.
Dini ve milli anlam taşıyan bu değerleri, gündelik hesapların parçası hâline getirmemek gerekir.
Kimse kusura bakmasın; ortada dürüstlük yoksa, samimiyet yoksa, her şey hesap üzerine kurulmuşsa; “birlik” söylemi de, “zafer” söylemi de havada kalır.
Bir de “Birlikte güçlüyüz” diye dillerine bu sözü pelesenk etmişler:
Mamafih; yaşadığım şehir Kocaeli'de yapılan esnaf odaları ve birlik seçimlerinde de bu sözü bolca işittik.
Peki sorayım o zaman, biz kimle nasıl birlikte güçlüyüz.
Hal böyleyken ben aynı zamanda Kocaeli Emlakçılar Esnaf ve Sanatkarlar Odasının on yıldır aidatlarını hiç aksatmadan ve düzenli ödeyen naçizane bir üyesiyim.
Bugünün parasıyla her yıl brüt asgari ücretin %10'u kadar toplamda 30.000₺ den fazla aidat ödemişliğim vardır.
Esnaf sicil kaydı, faaliyet ve tarife için ödediklerim de işin cabası.
Ben Kocaeli Emlakçılar Odasının çalışmalarının yeterli olduğunu ve ödediğimiz aidatlar karşılığında iyi bir hizmet aldığımızı düşünmüyorum.
Bu arada bir hakkı da teslim etmek gerekiyor.
23 Şubat 2024 Mahalli seçimler öncesinde Antik Kapı Restorantta, Büyükşehir Belediyesinin sponsorluğunda organize edilen " "Dijital Sözleşmeye geçiş " tanıtım panelinde kuş sütü eksik olmayan kahvaltılı program ile menü harikaydı.
O günden bugüne kadar nir daha böyle bir kahvaltılı program yapılmadı.
Bu arada çok bilgilendik!
Resmen seçim çalışmalarında, siyasilere konu mankenliği yaptık, adeta kahvaltı menüsüne ekstradan meze olduk.
Buda bir başarı sayılır.
Neyse geleyim asıl konuya; üyesi olduğum Emlakçılar Odasına bir kaç soru sorayım burdan.
Evet birlikte çok güçlüysek, biz o gücü neden hissetmiyoruz.
Sadece gücünüz aidatlarını ödemeyen esnafı icraya vermeye mi yetiyor!
Ortalık korsan ve 40.000₺ harç ve vergi vermeyen yetkili emlak ofislerinde "yetki belgesiz" olarak çalışan emlakçılardan geçilmiyor.
Madem birlikte güçlüyüz, o halde o gücü sahaya yansıtalım.
Bizde o gücün karşılığını sahada görelim.
Hakikaten birlikte güçlüymüşüz diyelim.
Şunu da antiparantez ilave edeyim.
Bu arada "mevzuat hazretleri" bahanesine de sığınmamak gerek, mevzuatta birliklere ve odalara fazlasıyla yetki verilmiş durumda.
Denetlemek bizim işimiz değil, yetkimiz yok diyorsanız, ortak akıl ve iştişare diyorsunuz ya bazen; bu bağlamda ben yıllarca devlette edindiğim tecrübeyle, istenirse "Kocaeli Emlak Müşavirleri Derneği" olarak, istenirse bireysel olarak yardımcı olmaya hazırım.
Haydi o zaman yarından tezi yok, ortak akılla:
Birlikte Yönetelim, Birlikte Denetleyelim.
Selam ve saygıyla...
Yorumlar
Kalan Karakter: