Türkiye’de emlak sektörünü disiplin altına almak, kayıt dışılığı önlemek, nihayi tüketiciyi korumak amacıyla 2018 yılı Haziran ayında Taşınmaz Ticareti Hakkında ki Yönetmelik yürürlüğe girdi.
Aradan geçen sürede yönetmelik birçok kez değiştirildi.
Her değişiklikte, “Sorunlar çözülecek, sistem daha etkin işleyecek.” denildi.
Peki sonuç ne oldu?
Sahada yaşanan birçok sorun hâlâ çözülebilmiş değil...
Yetki karmaşası halen devam ediyor.
Üstelik bugün gelinen noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Sorun gerçekten yönetmelikte mi, yoksa uygulamada mı?
Çünkü mesele sadece yeni kurallar koymak değil.
Asıl mesele, mevcut kuralların hangi anlayışla uygulandığıdır.
Devletin çıkardığı kanunların ve yönetmeliklerin temel amacı, vatandaşa daha hızlı, daha adil ve daha etkin hizmet sunmaktır.
Ancak bürokrasi, hizmeti kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkıp kendi kurallarını korumayı önceleyen bir yapıya dönüştüğünde sistemin işleyişi de tartışılır hâle gelir.
Kamu yönetimi literatüründe bu durum, “bürokratik oligarşi” kavramı çerçevesinde tartışılmaktadır.
Bu kavram, demokratik sistemlerde atanmış bürokratik yapının zamanla karar alma süreçleri üzerinde seçilmiş iradenin ötesinde belirleyici hâle geldiği yönündeki eleştirileri ifade eder.
Böyle bir yapıda karar ve denetim mekanizmalarının ağırlık merkezi, millet adına yetki kullanan seçilmiş organlardan, üst kurullara ve bürokratik yapılara kayabilir.
Bunun sonucunda hükümetler ve siyasi kadrolar değişse de bürokratik yapı büyük ölçüde varlığını sürdürür.
Elbette bürokrasi devletin hafızasıdır.
Ancak demokratik hukuk devletlerinde görevi, hukuka uygun kararları etkin şekilde uygulamak ve vatandaşın işini kolaylaştırmaktır.
Emlak sektöründe yaşanan tartışmalar tam da bu noktada yoğunlaşmaktadır.
Ev alanı da ilgilendiriyor, ev satanı da… Kiracıyı da, yatırımcıyı da…
Kısaca milyonlarca insanın hayatına dokunan dinamik bir sektörden söz ediyoruz.
Buna rağmen yerelde çözülebilecek birçok sorun merkezî idareye yani Ticaret Bakanlığına bağlanıyor; yetkiler merkezde toplanırken yerelde İl Ticaret Müdürlüklerinin inisiyatifi zayıflıyor.
Peki soruyorum…
Kocaeli’nde yaşanan bir sorunu Ankara mı daha iyi bilir, yoksa her gün o sektörün içinde bulunan İl Ticaret Müdürlüğü mü?
Elbette koordinasyona ihtiyaç vardır. Ancak koordinasyon başka, bütün yetkileri merkezde toplamak başkadır.
Yereli devre dışı bırakan bir sistem süreçleri hızlandırmaz; aksine uzatır. Denetimi güçlendirmez; zayıflatır.
Yönetmelikler uygulamayı kolaylaştırmak için hazırlanır; zorlaştırmak için değil.
Eğer sahadaki görevlinin eli kolu bağlanıyor, vatandaşın çözüm beklediği dosyalar bürokratik süreçlerde bekliyorsa, dönüp sisteme bakmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü güçlü devlet; bütün yetkileri merkezde toplayan değil, doğru yetkiyi doğru yerde kullanan ve yetki devri yapan bürokratik işlemleri azaltan devlettir.
Devletin gerçek sahibi millettir. Seçilmişler de atanmışlar da millet adına görev yapar. Bu nedenle kamu yönetiminin her kademesinde esas alınması gereken ilke, bürokratik uygulamaları artırmak değil, halka ve hakka hizmet etmektir.
Emlak sektörünün ihtiyacı daha fazla bürokratik engel değil; yerelde daha etkin denetim, daha hızlı karar alma süreçleri ve çözüm odaklı bir yönetim anlayışıdır.
Çünkü vatandaşın beklentisi çok nettir:
Sorunun devlet mekanizması tarafından çözülmesidir.
Bunun yolu ise sürekli yeni yönetmelikler çıkarmaktan değil, mevcut yönetmelikleri sahada hızlı, adil ve etkin şekilde uygulayabilmekten geçmektedir.
Son tahlilde; Ticaret Bakanlığının yetki ve sorumluluğunu yerelle paylaşan, bürokratik engeller üreten değil çözümleri hızlandıran, vatandaşı bekleten değil vatandaşın işini kolaylaştıran, sektörün tüm paydaşlarıyla istişareyi ve ortak aklı esas alan bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.
Bu noktadan hareketle; 1977-1979 yılları arasında Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan benimde üyesi olduğum Değişim ve Yükseliş Derneği'nin Başkanı Sayın Rıza Müftüoğlu’nun özellikle son yıllarda yüksek sesle sık sık dile getirdiği “ Birlikte Yönetim, Birlikte Denetim” anlayışının hayata geçirilmesidir.
Çünkü güçlü devlet; yetkileri merkezde toplayan değil, sorumluluğu paylaşan; bürokrasiyi büyüten değil, çözümü hızlandıran; vatandaşın ve sektörün sesine kulak veren devlettir.
Selam ve saygıyla...

Yorumlar 1
Kalan Karakter: