Bir devleti güçlü kılan nedir?
Ordusu mu?
Ekonomisi mi?
Yüksek binaları, sarayları, yolları, köprüleri mi?
Elbette bunlar önemlidir. Evet güçlü bir ordu, sağlam bir ekonomi, bir devletin gücünü gösterir. Ama bunların hiçbiri tek başına bir devleti ayakta tutmaya yetmez.
Devleti ayakta tutan asıl güç, "adalettir."
Adalet sadece mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret değildir. Asıl adalet; vatandaşın kendini güvende hissetmesi, haksızlığa uğradığında devletin hakkını koruyacağına inanması ve güçlü olanın değil, haklı olanın kazanacağına güvenebilmesidir.
Toplumu ayakta tutan da işte bu güven duygusudur.
Bugün vatandaşın en çok yakındığı konuların başında ekonomik sıkıntılar geliyor. Hayat pahalılığı, geçim derdi, işsizlik… Bunların hepsi önemli sorunlar. Ancak adaletin olmadığı yerde ne yatırım kalıcı olur ne üretim gelişir ne de refah sürdürülebilir. Çünkü güvenin temeli adalettir.
Boşuna “Adalet mülkün temelidir.” denmemiştir.
Buradaki “mülk”, sadece mal mülk anlamına gelmez. Devlet düzenini, kamu otoritesini ve toplumsal huzuru ifade eder. Temel sarsılırsa, üzerine inşa edilen hiçbir yapı sağlam kalmaz.
Ne yazık ki bugün toplumun en fazla dile getirdiği sorunlardan biri de davaların yıllarca sürmesi, insanların adalet kapısında umutla beklemek zorunda kalmasıdır.
İşte tam da bu yüzden yüzyıllardır söylenen şu söz, bugün de bütün gerçekliğiyle güncelliğini koruyor:
“Geciken adalet, adalet değildir; zulümdür.”
Yıllar süren bir davanın sonunda haklı çıkmış olmak, her zaman adaletin tecelli ettiği anlamına gelmez. Çünkü adalet sadece doğru karar vermek değildir; doğru kararı zamanında verebilmektir.
Her geciken karar, haksızlığa uğrayanın yükünü biraz daha ağırlaştırırken haksızlık yapanın cesaretini daha da artırır. Hukukun caydırıcılığı zayıflar, insanların devlete olan güveni sarsılır.
Daha da kötüsü, insanlar mahkemelere güvenmemeye başlar, kendi adaletini aramaya yönelir. İşte asıl tehlike de burada başlar. Hukukun yerini öfke, sağduyunun yerini intikam duygusu alır. Bunun kazananı olmaz; kaybedeni ise bütün toplum olur.
Adalet yalnızca hâkimlerin, savcıların ya da avukatların meselesi değildir. Adalet; seksen beş milyonun ortak meselesidir. Çünkü adaletin olmadığı yerde hiç kimsenin geleceği tam anlamıyla güvence altında değildir.
Güçlü devlet; vatandaşından korkan değil, vatandaşına güven veren devlettir. O güven ise ancak tarafsız, bağımsız ve makul sürede işleyen bir adalet sistemiyle sağlanabilir.
Bugün hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağız?
Hukukun kişilere göre değiştiği, davaların yıllarca sürdüğü bir ülke mi?
Yoksa herkesin hukuk önünde eşit olduğu, adaletin makul sürede tecelli ettiği bir ülke mi?
Unutmayalım…
Adaletin en kötüsü, geç tecelli edenidir.
Sonunda verilen hüküm ne kadar doğru olursa olsun, geciken adalet artık gerçek anlamda adalet olmaktan çıkar. Çünkü geçen zamanın telafisi çoğu zaman mümkün değildir.
Selam ve saygıyla...

Yorumlar
Kalan Karakter: