İnsanın ruh hâli, ister istemez yazdıklarına da yansıyor.
Televizyonu açıyorsun; iç karartan haberler… Sosyal medyaya bakıyorsun; manzara farklı değil. Tartışmalar, kavgalar, kutuplaşmalar… İnsan, “Bugün güzel bir haber var mı?” diye arıyor ama bulmakta zorlanıyor.
Son günlerde gündeme düşen bazı başlıklar ise insanı ister istemez düşündürüyor.
“Kurtuluş Savaşı” yerine “Millî Mücadele” denilmeliymiş…
“Atatürk ilke ve inkılapları” ders kitaplarından çıkarılmalıymış…
Kız ve erkek öğrenciler ayrı okullarda eğitim görmeliymiş…
İnsanın, “Yılın kaç olduğunun farkında mısınız?” diye sorası geliyor.
Sayın Bakan…
Takvime bir daha bakın.
Yıl 2026…
Dünya; yapay zekâyı, kuantum teknolojisini, uzay projelerini ve insansız sistemleri konuşuyor. İnsanlık yeni çağın kapısını aralamaya çalışırken, bizim enerjimizi tüketen tartışmalara bakın.
Öte yandan NATO Zirvesi yapıldı, bitti.
ABD Başkanı Donald Trump, zirve öncesinde, “CAATSA yaptırımları kaldırılabilir, F-35’ler verilmeli, KAAN projesine motor desteği sağlanabilir.” dedi.
Zirve biter bitmez ise bu kez, “Kararımı henüz netleştirmedim.” açıklaması geldi.
Uluslararası siyasette sözlerin değil, çıkarların konuştuğunu bir kez daha görmüş olduk.
Tam bunları okurken Avrupa’dan gelen bir haber dikkatimi çekti.
Yakında araçlarda, sürücünün dikkatini takip edecek kameralar ve kaza anını kaydeden “kara kutu” sistemi zorunlu olacak.
Onlar teknolojiyi insan hayatını korumak için kullanıyor.
Biz ise hâlâ enerjimizi geçmişi tartışmaya harcıyoruz.
İşte aradaki fark tam da burada.
Onlar geleceği inşa ediyor…
Biz ise geleceği konuşmak yerine geçmişi yeniden yazmaya çalışıyoruz.
Sonra da “Neden geri kaldık?” diye birbirimize soruyoruz.
Cevap aslında çok uzaklarda değil.
Her zaman yazdığım gibi;
Aynaya bakmak yeter.
Sözün özü:
Geleceği kaçıran toplumlar, geçmişi tartışarak avunur.

Yorumlar
Kalan Karakter: