
Bayramın son gününde siyasetin sahnesinde ilginç bir düello vardı.
Bir yanda atanmış CHP yönetiminin kameralar karşısındaki açıklamaları, diğer yanda seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in meydandaki kalabalığa hitabı…
Vertigo ile boğuşurken televizyon ve telefon ekranlarından iki yayını da takip ettim. Konuşmaları, verilen mesajları ve kalabalıkların tepkilerini izleyince ortaya çıkan tabloyu görmemek mümkün değildi.
Açık konuşmak gerekirse; atmosfer, organizasyon ve kitle hâkimiyeti açısından seçilmiş CHP yönetimi rakibine fark attı.
Hürriyet ve TGRT’nin internet sayfalarında aktarılan atanmış CHP yönetiminin açıklamalarını okuyunca aklıma son dönemde belediye başkanlarına yönelik soruşturmalarda sıkça karşımıza çıkan gizli tanık ifadeleri geldi.
Çok sayıda iddia vardı ama kamuoyunu sarsacak yeni bir belge, yeni bir bilgi veya siyasi üstünlük sağlayacak güçlü bir argüman yoktu.
Daha önce bazı ekranlarda dillendirilen FETÖ suçlamalarının yeniden dolaşıma sokulmasının ardından Afyon üzerinden Özgür Özel’e yüklenilmeye çalışılması da hazırlıksız ve zayıf bir görüntü verdi.
Siyasette aynı mermiyi defalarca kullanırsanız hedefi vuramazsınız; sadece silahın sesini duyurursunuz.
Özgür Özel ise sahneye çok daha farklı çıktı.
Arkasında onlarca milletvekili, il başkanı, CHP’nin eski tüfekleri, Murat Karayalçın ve en önemlisi Mansur Yavaş vardı. Siyasette bazen verilen mesaj kürsüden değil, kürsünün arkasındaki fotoğraftan okunur. O fotoğraf, parti içi tartışmalardan çok birlik görüntüsü vermeyi başardı. Alanda çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi parti bayrakları da vardı.
Özel’in konuşmasında dikkat çeken bir başka nokta ise Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkış biçimiydi. Savunmayı kişisel bir dostluk ya da parti dayanışması düzeyinde bırakmadı; meseleyi seçmen iradesi ve demokrasi tartışmasının merkezine taşımaya çalıştı. Böylece yalnızca bir belediye başkanını değil, o belediye başkanına oy veren milyonları savunduğu algısını oluşturdu.
Siyasette algının gerçeğin önüne geçtiği zamanlar olur; o gün de öyle bir gündü.
Belki de günün en önemli ayrıntılarından biri Ankara Valiliği’nin tutumuydu.
On binlerce insanın katıldığı miting ve ardından Anıtkabir yürüyüşü gerçekleşti. Güvenlik tedbirleri alındı ancak müdahaleye dönüşecek bir tablo yaşanmadı. Bu durum, yürüyüşün olaysız tamamlanmasını sağladığı gibi Özgür Özel’in eline yeni bir mağduriyet kartı verilmesini de engelledi. Bazen siyasette yapılan hamleler kadar yapılmayan hamleler de sonucu belirler.
Asıl dikkat çekici bölüm ise yürüyüş sırasında yaşandı.
Atanmış yönetime cevap verirken kullanılan “İnsan, çocuğuna atılan iftiraları kabul etmez, reddeder.” ifadesi sıradan bir cümle değildi. Bilinçli seçilmiş, karşı tarafı adeta mahkûm eden ve mağduriyet algısını güçlendiren siyasi bir hamleydi. Böylece yalnızca savunma yapmakla kalmadı, siyasi puan da topladı.
Sonuç mu?
Bayramın son günündeki düelloyu Özgür Özel kazandı.
Bu zafer seçim kazandırır mı, iktidar yolunu açar mı bilinmez. Ancak siyasette bazen bir gün, haftalarca süren tartışmalardan daha değerlidir. Muhalefet moral kazandı, kendi tabanını yeniden hareketlendirdi ve gündemi belirleme üstünlüğünü eline aldı.
İktidar cephesinin ise üzerinde düşünmesi gereken bir tablo ortaya çıktı. Çünkü vatandaş artık sadece söylenene değil, gördüğüne de bakıyor. Meydandaki kalabalık başka bir şey anlatırken, ekranlardaki suçlamalar başka bir şey anlatıyorsa seçmen çoğu zaman gözünün gördüğüne inanıyor.
Kısa günün kârı budur.
Ve unutulmamalıdır ki siyasette en tehlikeli yenilgi, seçim sandığında yaşanan değil; toplumun zihninde yavaş yavaş biriken yenilgidir. O birikim başladığında fark edilmez, fark edildiğinde ise çoğu zaman iş işten geçmiş olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: