Hatta çoğu zaman… sadece bir etikete.
Geçen gün internette denk geldim, aslında birkaç yıl önce yapılmış ama hâlâ gün gibi güncel.
Amerika’daki uygun fiyatlı bir ayakkabı markası var: Payless.
Ucuza ayakkabı satarlar. Fena da değiller. Ama insanlar, “Ayy o ne ya, Payless mi? Kalitesizdir kesin” diye burun kıvırır.
Niye? Çünkü ucuz.
Ucuz olan değersizdir algısı var ya bizde…
O yüzden markanın yöneticileri bir sosyal deney yapıyorlar.
Payless, bir lüks marka gibi davranmaya karar veriyor.
Önce bir isim uyduruyorlar: Palessi.
Söylemesi bile havalı, değil mi? Tam böyle İtalyan esintili…
Sonra gidiyorlar Los Angeles’ta şık bir mağaza kiralıyorlar.
Camları büyük, vitrini parlak, ışıklar iyi… Kiralanan şık mağaza Armani‘nin eski mağazası
Kendi mağazalarında 20-40 dolara sattıkları ayakkabılara 600 dolarlık etiket basıyorlar.
Aynı ayakkabı. Aynı taban. Aynı dikiş.
Sadece mağaza başka, etiket başka.
Ve sonra davet başlıyor.
Fenomenler, influencerlar, mikro ve makro her çeşit Instagram yıldızı çağırılıyor.
İnsanlar ayakkabıları giyip poz veriyorlar,
“Ama çok kaliteli.”
“Dikiş detayları şahane.”
“İnanılmaz zarif ve rahat.”
diye övgüler yağdırıyorlar.
Ve marka
3 saatte tam 30.000 dolar kazanıyor.
Aynı ayakkabılarla!
Deneyin sonunda Payless yöneticileri çıkıp diyor ki:
“Bunlar aslında bizim kendi ayakkabılarımız kalitesiz değil Sadece doğru fiyata satıyoruz.
Ama siz ucuz gördüğünüz için kalitesiz sandınız.
Oysa birçok lüks markanın ayakkabıları da bu kalitede.
Sadece etiket fiyatı yüksek olduğu için ‘değerli’ geliyor.”
Burada ayakkabı konuşulmuyor.
Algı konuşuluyor.
Ve biz…
Algıya bayılıyoruz!
Markaysa tapıyoruz.
Sırf markası var diye, bin liralık şey üç binse,
“Kaliteli amaaağ” diye kendimizi ikna ediyoruz.
Ama sen o etiketi kapat…
Ayakkabı aynı.
Tadım aynı.
Malzeme aynı.
Ama biz değiliz.
Biz etiketle değişiyoruz.
Ve bazen o etiket, bizim de üzerimize yapışıyor:
“Kandırılmaya hazır.”
Ben bu deneyin sonunda şu soruyu kendime sordum:
Peki biz ne giyiyoruz?
Ayakkabıyı mı, markayı mı?
Zevkimizi mi, başkalarının bakışını mı?
Birileri vitrini iyi yaptı diye her şeye inanmaya bu kadar hazır mıyız?
Ve size soruyorum:
Bir gün size biri gelip “Bu çantanın markasını çıkarırsam hâlâ sever misin?” diye sorsa…
Cevabınız ne olurdu?
Yorumlar
Kalan Karakter: