Tabii ki boşanmak da var, ayrılık da var. Ölümün olduğu yerde ayrılık son derece tabii; o başka bir şey. Bununla ilgili bazen şöyle sorular alıyorum: “Ne zaman ayrılmak lazım?” gibi. Şartlar oluşur, ayrılırsın.
Ama herkes o kadar “daha iyisi”ne odaklanmış ki, ilişkiler çok daha çabuk tüketiliyor.
Bir yer geliyor, farkında olmadan yeni biriyle tanışmak bile zor geliyor. Bu kadar çok flört… Bir insan ayda altı kişiyle flört eder mi? Yılda dört sevgilisi olur mu?
Buna dikkat çekmek istiyorum. Okuyucularımıza şunu söylemek istiyorum: Ayrılık bu kadar güzelleniyor.
“Aman bırak, unut gitsin.”
“Daha iyisi gelir.”
“Sen daha iyisine layıksın.”
Keşke söylendiği kadar kolay olabilse.
Ben de şunu demek istemiyorum:
“Ben senden alacağımı aldım, vereceğimi verdim, bye.”
Mesele o değil.
Astrologlar…
“Aman onu almayın.”
“Aman dikkat edin kızlar.”
“Aman şöyle, aman böyle.”
Sonra da soruyoruz:
“Doğru insan nasıl olacak, doğru insan kim?”
Sevgilisiz de yapamıyorsun. Peki nasıl olacak?
Bugüne kadar hayatına giren insanlar da doğruydu. Aranızda geçen her şeyi onurlandırmak lazım.
Bir gün hakikaten en doğru insan geldiğinde, sen yanlış yerde durmuş olursan… İşte o zaman, doğru destinasyona giden metroyu kaçırdığında, artık retroyla gelen metroyla tabana kuvvet. Hayat seni ileri değil, geriye taşır. Aynı duraklardan tekrar tekrar geçersin.
Çünkü kimse artık ayrılığın sorumluluğu ve acısıyla baş etmek istemiyor. Zırnık acıya tahammülümüz yok.
Oysa ruhsal gelişim biraz tefekkürle olan bir şey. Bizi şekillendiren, daha tok, daha dinç, daha diri, daha aklıselim yapan şeyler bunlar.
Ama en ufak bir şey oluyor:
“Beni ilk yemeğe nereye çağırdı biliyor musun? Nargileciye, ciğerciye!”
Tamam.
Üç gün sonra Instagram’dan ya da başka bir uygulamadan yine biriyle flört.
Bu kadar flört trafiğinin altında insan nereye sinyal vereceğini şaşırır. Artık dörtyol ağzı falan değil; Amerikan otoyolları gibi. Nereden gideceğimizi bilmiyoruz.
Eskiden böyle değildi bu işler. O yüzden bir ilişki üç sene, beş sene sürerdi. İlişki bittiğinde iki taraf da savaştan çıkmış gibi olurdu ama büyürlerdi. Sonraki ilişkilere daha iyi hallerini verirlerdi.
Şimdi ne oluyor?
Bir önceki flörtün suçunu, sonraki ilişkiye yüklüyoruz. Herkes birbirini suçluyor. Herkes çok iyi zaten; bedenler taplanıyor, biliyorsun.
Sonuç ne?
İlişki kalitesi düşüyor. İlişki kalitesi düşünce hayatın lezzeti de düşüyor. Oysa bu, yaşama dair en önemli doygunluk alanlarından biri.
Üç tane magazin figürü, astrolog bir şey dedi diye hayat yaşanmaz.
Bir duralım.
Yalnız kalalım.
Biz hiç yalnız kalmıyoruz. Kendimize mi tahammül edemiyoruz?
Salı günü ayrılıyoruz, perşembe başkası var. Çünkü insan kendisiyle baş başa kalmak istemiyor. Takke düşecek, kel görünecek. O boşluğa maruz kalmak istemiyor.
İşte tam da burada ciddi eksikler başlıyor.
Ve doğru insan geldiğinde sen yanlış yerdeysen, hayat seni hızlıca ileri taşımaz. Geri sarar, yavaşlatır, aynı dersleri tekrar tekrar yaşatır.
Yorumlar
Kalan Karakter: