
Yaşımız gereği 7 Kocalı Hürmüz'ü hem televizyonda hem de Taksim Şan Müzikhol’de canlı izleme şansına sahip olanlardanım. Bugünün siyaset sahnesi de tıpkı o müzikal gibi: bol kahkaha, bol makyaj, perde arkasında kıyamet, sahnede cilalı tebessümler…
Ankara’da oyunu kuran Cumhurbaşkanı; ama sahne kalabalık. Yorgan altından birbirine tekme atan ortaklar, dışarıya gösterilen kardeşlik pozları ve peş peşe gelen hamleler…
Bir nevi politik müsamere.
Erdoğan ABD gezisinde… Trump, kıymetli elementlerin işletme hakkını istiyor. O anda zihnimde Hürmüz’ün meşhur nakaratı yükseliyor:
“Ver Allahım ver…”
Trump durmuyor: “Peki bu Ruhban Okulu işi ne oldu?”
“Tamam, açılsın…” cevabı geliyor.
Arka fonda Hürmüz, sanki mikrofonu eline almış gibi devam ediyor:
“Üç de yetmez dört tane… Ver Allahım ver…”
Öte yanda Cumhurbaşkanı, “Kürt açılımı”nın yeni perdesinde temkinli. Bahçeli ise yorgan altından bir tekme daha savuruyor:
“Ben giderim!”
Türkiye siyaseti yıllardır bu cümleyi duymaya alıştı ama hâlâ her söylendiğinde sahnede bir ışık değişir, tansiyon yükselir.
Reis çaktırmıyor… Ama polise değil, jandarmaya operasyon emri veriyor. Böylece MHP için prestij sayılan emniyet müdürleri bir bir görevden alınıyor. Bu, siyasetin dilinde “mesaj”dır.
Yumuşak bir tebessümle verilen sert bir tokat.
Tam bu fırtınalı süreçte tarihin garip cilvesi devreye giriyor: Papa’nın İznik ziyareti.
Atatürk döneminde “Ne işiniz var İznik’te?” diye reddedilen ve o günden beri kapı gösterilen talepler, bugün nasıl oluyorsa kırmızı halıyla karşılanıyor. Papa şaşkın… En üst düzeyde agirlaniyor. Ziyarette Hz. Muhammed’e ithaf edilen bir de ilahi okunuyor, İslami kesimde çıt yok.
Sanki görünmez bir düğmeye basılmış ve ülke çapında “sessiz ol” komutu verilmiş gibi.
Elbette ziyaretin politik ve teolojik tarafı var. Rus Ortodoks etkisinin ağır bastığı Moskova’ya verilen mesaj da işin cabası.
Papa kapalı kapılar ardında ne dedi, ne istedi bilinmez. Ama kafamda yine o nakarat çalıyor:
“Ver Allahım ver…”
Bu ziyaret hükümet ortaklarının da tansiyonunu yükseltti:
• MHP: Semih Yalçın, ziyaretin “şova dönüştürülmüş” olduğunu ve “tarihi-dini ayrışmaları kaşıdığını” söyledi.
• BBP: Mustafa Destici, ziyaretin “turistik değil, politik ve teolojik” olduğunu belirtti.
• Yeniden Refah Partisi: Papa’nın İznik’te ağırlanmasını “Türk topraklarında yabancı bir dini otoritenin resmi kabulü” diye eleştirdi.
Şimdi gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’da… Bu tepkilere nasıl bir yanıt verecek? Sahne önünde yine gülümsemek mecburi; ama kuliste tansiyonun düşük olmadığı belli.
Böylesi kritik günlerde yıllar önce kulaklara çalınan o meşhur cümle geri geliyor:
“Ne istediniz de vermedik?”
Peki bu arada PKK’nın başındaki bebek katili Apo ne istemisti?
• Eşit temsiliyet: Karşısına Meclis’ten tüm partilerin temsilcileri gidecekti. Kabul edildi. İyi ki Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP ayagina(!) gitmedi de oyun bozuldu.
• Kandil’in ilk talebi: Apo serbest bırakılsın, ardından genel af.
“Biz suçlu değiliz ki…” diyerek masaya yumruğu vuranlar oldu.
Verdik mi?
“Vereceksiniz” denildi.
Biz Hürmüz değiliz.
Hiçbir zaman da olmadık.
Ve olmadığımızı göstermek için bazen sadece bir tek cümle yeter:
Bu millet, sahne oyununu izler ama figüran olmaz.
Yorumlar
Kalan Karakter: