
Gündeme yetişmenin artık imkânı yok…
Sabah başka bir skandal, akşam yeni bir “temizlik operasyonu” ama ne hikmetse, temizlik hep kirleneni değil, konuşanı hedef alıyor.
Boğazımıza kadar pisliğe batmışız, ama herkes hâlâ bizde" öyle şey olmaz” türküsünü söylüyor.
Oysa iki ayda dönen paranın sıfırlarını saymaya, ekonomist değil süper bilgisayar lazım.
Çünkü bu ülkede artık futbol değil, bahis endüstrisi oynanıyor. Ve sahadakiler topa değil, kura vuruyor.
Ligin sponsoru bahis firması.
Ligin büyüklerinden birinin başkanı, düne kadar bahis sitesi sahibi.
Sosyal medyada “tarafsız analiz” yaptığını iddia eden kanalların arkasında yasa dışı bahis firmaları.
Yayıncıların bir kısmı, yorumcuların maaşını ve primini bu karanlık kaynaklardan alıyor.
Ekranlarda ahlâk dersi veren eski hakemler, düne kadar sahada hangi penaltıya göz yumduklarını unutmuş gibi davranıyor.
Bir yanda hakemlerin, futbolcuların, menajerlerin adları bahis dosyalarına karışıyor; öte yanda federasyon başkanı “şeffaflık” nutukları atıyor.
Şike yapıp yakalanan takimin başkanı ardından federasyonun zirvesine çıkıyor.
"Temiz futbol" diye yırtınan kulüp, rakiplerinde yasa dışı bahis sitesinin göğüs reklamını görünce şaşkınlıkla baka kaliyor.
Sonra usulen bir “pardon” geliyor.
Bu ülkede “pardon” her suçun genel affı zaten.
Bugün futbol adı konulmamış bir suç ekonomisine dönüştü.
Artık transfer değil, para aklamakonuşuluyor.
Menajerler futbolcu değil, “bahis değeri yüksek oyuncu” pazarlıyor.
Kulüplerin kasası boş, ama yöneticilerin hesabı dolu.
Maçın skorunu santrafor değil, ekranın başında “canlı bahis oranı” belirliyor.
Ve bu kirliliğe “sponsorluk anlaşması” adı veriliyor.
Yayıncılar, “futbolu seviyoruz” derken aslında bahisi büyütüyor.
Tribünler öfkeli, ama susturulmuş.
Bir futbolcu sosyal medyada yanlış bir kelime etse ceza yağıyor; ama milyonlarca gencin cebinden bahis parası çalanlara “yatırımcı” deniyor.
Herkes rolünü iyi ezberlemiş.
Kimi “futbolu yönettiğini”, kimi “temizlediğini”, kimi de “koruduğunu”söylüyor.
Ama perde kalktığında hep aynı oyun oynanıyor: kirli paranın top çevirdiği büyük sahne.
Eğer şeytanlar melek gibi gösteriliyorsa, eğer maçın sonucunu masa başında planlayanlar “başarı hikâyesi” diye pazarlanıyorsa, eğer futbolu kirletenler, futbolu kurtarmakla övünüyorsa…
Orada artık futbol kalmamıştır.
Orası sadece bir bahis platformudur adını “lig” koymuşuz, fark etmeden.
Bir başkan hâlâ “yapı var, yapı!” diye bağırıyor ya…
Doğru söylüyor.
Ama o yapının içinde kim var, işte onu kimse konuşmuyor.
Belki de konuşmak istemiyor.
Çünkü herkesin az ya da çok bir kuponuvar bu düzende.
Ve herkesin kazandığı tek şey: suskunluk primi.
Sonra bizden “temiz futbol” inanmamız bekleniyor.
Oysa sahada top değil, ahlâk kayıyor.
Tribünde taraftar değil, seyirci kalmış vicdanlar oturuyor.
Ve ekranlarda hâlâ “futbolun güzelliklerinden” bahsediliyor.
Milyonlar, koca bir endüstri, bir halkın umudu… hepsi kirli bir paranın gölgesinde.
Ama kimse utanmıyor.
Çünkü bu ülkede artık utanç bile sponsorlukla ölçülüyor.
Ve sen hâlâ diyorsun ki: “Temiz futbol.”
Buyrun, o zaman sözü Atam’la bitirelim:
“Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.”
Ama belli ki o sporcunun yaşadığı ülke, bu ülke değil artık.
Yorumlar
Kalan Karakter: