
"Et kokarsa tuzlanır” derken, bozulmuş olanın bir çaresi ve bir düzelticisi olduğu anlatılmak istenir.
Ama asıl sarsıcı olan ikinci bölümdür. "Ya tuz kokarsa ne yapılır?”
Yani…
Bozulmuş düzeni düzeltecek kurumlar ya çürürse?
Adaleti sağlayacak olan mekanizmalar ya bozulursa?
Denetleyecek olanlar ya denetimsiz kalırsa?
Toplumu ayakta tutan değerler, yozlaşmanın tam göbeğine çökerse?
İşte o zaman, hiç bir şeyin önemi kalmaz.
Çünkü kokuşmuşluk ve çürümüşlük, sorunların kaynağının artık en tepede, en merkezde olduğunun göstergesidir.
Bir toplumda adalet kokarsa, insanlar hak aramaktan vazgeçer.
Liyakat kokarsa, ehil olmayanlar kilit kadrolara doluşur.
Denetim kokarsa, usulsüzlük kural haline gelir.
Ahlak kokarsa, geri kalan her şey sadece süs olur.
Bugün insanın midesi bulanıyorsa, sebebi et değil, tuz değildir, sebebi tuzu kokutan akıldır.
Yine de unutmayalım: Tuz koksa bile, değişim kapıyı bir gün mutlaka çalar.
Çünkü kokuşmuş düzenlerin sonu genelde hep aynıdır. Kendi kokularında boğulurlar.
Son söz: Hiçbir yerde kokuşmuşluk ve çürüme sonsuza kadar sürmez.
Yorumlar
Kalan Karakter: