Esnaf olmak kolay değildir. Sabah güneş doğmadan kalkarsın, dükkanın camını silersin, çayını koyarsın ama çoğu zaman soğur içemezsin. Müşteri gülmezse gülersin, pazar boş geçerse bile “bereket versin” dersin. Kira, vergi, etiket, tarife, oda aidatı, rekabet derken hepsini sırtlanırsın, ama belli etmezsin, işte bu nedenle esnaflık zor zanaattır.
Esnaf olmak, sadece mal veya bir hizmeti satmak değil, çarşını, pazarın nabzını tutmak demektir. Çünkü esnaf olmak, dükkanını değil, onurunu açık tutmak demektir. Hal böyleyken: bugün sokakta her hangi bir esnafa " Bağlı olduğunuz Odadan memnun musun? diye sorun, vereceği cevap çoğu zaman "Yok be abi, sadece aidat alıyorlar, başka bişey yapmıyorlar, ben bu güne kadar bir faydasını görmedim" der. Algı maalesef böyle.
Bu cümle, memnuniyetsizliğin özetidir. Bu memnuniyetsizlik, kişisel bir serzeniş değil; yılların birikimi, iletişimsizliğin, güvensizliğin, temsilsizliğin bir sonucudur. Çünkü, Esnaf kendini yalnız hissetmektedir. Odayı bir çatı değil, bir tabela olarak görmektedir. Oysa oda, bir “zorunluluk” değil, bir “birliktelik”tir. Aidatla değil, aidiyetle yaşıyan bir yapı olmak durumundadır.
Artık bu düzene dair ciddi bir sorgulama yapılmasının yani şapkayı çıkarıp önümüze koymanın zamanı gelmiştir. Zira Oda dediğiniz, şey sadece başkanlardan ibaret değildir. Oda, birliktir, destek yeridir, yol arkadaşıdır. Ama şu an çoğu esnaf bu desteği görmüyor ve haklı olarak “Madem kimse ilgilenmeyecek, biz bu odaya neden üye oluyoruz?” diye sormaya başlıyor.
Bu soruyu artık yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir. Odalarda neden kimse konuşmuyor? Neden üyeler ilgisiz, neden salonlar boş? Cevap aslında çok basit: Çünkü üyelerin büyük kısmı artık “odaların bir anlamı olduğuna ve kendilerine faydası olduğuna inanmıyor.
Yıllardır aynı yüzler, aynı vaatler, aynı sessizlik hakim odalar yıllardır değişmeyen kadrolu memur gibi esnaf ağaları tarafından yönetiliyor. Esnaflar sabah kepenk açıyor, akşam hesap kapatıyor. Oda ise ya aramıyor, ya da sadece aidat zamanı mesaj atıyor. Hal böyle olunca esnaf da soruyor:“Ben bu yapının neresindeyim?” ve cevap bulamayınca da sessizce dışarı çekiliyor.
İlgisizliğin başka bir boyutu daha var ki, Oda korku ve yılgınlık. Bazı yerlerde o kadar kapalı bir yapı oluşmuş ki, üye bırakın söz söylemeyi, “eleştiri yaparsam dışlanır mıyım?” korkusu taşıyor. Bir tür “oda içi oto sansür” gelişmiştir. Yani sadece ilgisizlik değil, aynı zamanda çekinme kültürü de vardır. Bu yönüyle üyeler haksız da sayılmazlar, bazı oda başkanlarının karanlık ilişkileri ve siyaset kurumu ile içli dışlı olmaları katılımı da haliyle düşürmektedir.
Peki çözüm ne? Odalar, üyeyi yılda bir gün değil, her gün hatırlamalıdır. Gerçek toplantılar yapılmalı, göstermelik etkinlikler yapılmamalıdır. Oda yöneticileri farklı fikirlere açık olmalı, eleştiriyi tehdit değil, katkı olarak görmelidir.
Son söz: Katılım sadece sandıkta oy vermek değildir. Katılım, fikirdir, eleştiridir, çözüm arayışıdır. Birlikte yönetme ve denetleme iradesidir. Çünkü Meslek odaları,sadece oda başkanlarına bırakılamayacak kadar önemli bir konudur. Yarın nasıl bir oda başkanı olmalı sorusunun cevaplarını arayacağız.
Selam ve saygılarımla.
Yorumlar
Kalan Karakter: