
Ceza Yargılama Hukukunda Savcılık Makamınca iddianamenin yazılması ve bu iddianamenin mahkeme tarafından kabülü ile yargılama iş ve işlemleri başlar.
Ama bugün gelinen noktada asıl soru ve sorun Türkiye’de ki iddianamelerin hepsi bir hukuki metinmidir?
İddianameler gerçekten adaleti aramak için mi yazılıyor, yoksa dosyayı bir an önce mahkemenin önüne sürmek için mi?
Bu konu son zamanlarda çok tartışılır hale gelmiştir.
İddianame; Cumhuriyet savcısının, yürüttüğü bir soruşturma sonunda ulaştığı somut deliller ışığında, “suç işlendiği” kanaatiyle kamu davası açmak üzere düzenlediği hukuki belgedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu süreci açık, net ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde tanımlar.
Kanun der ki: Yeterli şüphe yoksa, iddianame de yoktur. Varsa bu şüphe; varsayımlara, kanaatlere ya da ezbere değil, somut, denetlenebilir ve hukuka uygun delillere dayanmak zorundadır.
Kâğıt üzerinde yargı sistemimiz kusursuzdur.
Mahkeme, eksik iddianameyi iade eder; hukuka uygun olanı kabul eder.
Ancak pratikte ve sahada gerçek bazen bambaşkadır.
İade edilmesi gereken birçok iddianamenin sorgulanmadan kabul edildiği, soruşturma evresinde yapılması gereken işin yargılama aşamasına bırakıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Yani olması gereken durum tam tersine dönmüştür.
Ciddi bir soruşturma yapılmadan dava açılmakta, delil toplama yükü ise mahkemeye havale edilmektedir.
Bugün karşımıza çıkan gerçek şudur.
İddianamelerin önemli bir bölümü, derinlikli ve titiz bir soruşturmanın değil; rutinleşmiş, aceleci ve kes, kopyala yapıştır türü bir alışkanlığa bürünmüştür.
Şüpheli lehine olan deliller ya hiç toplanmamakta ya da dosyanın kuytularında görünmez bir hâle getirilmektedir.
Savcılık, kimi dosyalarda tarafsız bir adalet kurumu gibi değil; adeta yalnızca “iddia üretme merkezine” dönüşmüş izlenimini vermektedir.
Oysa: Savcının görevi; gerçeği hukuka uygun yöntemlerle ortaya çıkarmaktır.
Savcı iddia makamı olmakla birlikte, aynı zamanda maddi gerçeği araştırmakla da görevli bir yargı mercidir.
Adalet; sayı üretmekle, dosya devretmekle, istatistik tutmakla sağlanmaz.
Adalet; titiz soruşturmayla, vicdanlı takdirle ve hukuka sadakatle ancak sağlanabilir.
Bu nedenle, adaleti tesis etmek ve dağıtmakla görevli merciler ve yetkili kurumların sorumlulukları çok büyüktür.
Adalet; hiçbir kişi, zümre ya da görüş ayrımı gözetilmeksizin, herkes için eşit, tarafsız ve sürekli biçimde işletilmeli;
geciktirilmeden sağlanmalı ve kalıcı biçimde teminat altına alınmalıdır.
Son söz: Sorun kanunlarda değildir. Sorun, kanunların arkasına saklanılarak sürdürülen uygulamalardadır.
Selam ve saygıyla...
Yorumlar
Kalan Karakter: